AKADEM<İ>KTİSAT

 

 

TÜRKİYE’DE 1995-2000 DÖNEMİ SOSYO-EKONOMİK GELİŞMELERİ

 

 

 

İÇİNDEKİLER:

 

1. NÜFUS

2. EĞİTİM

3. SAĞLIK

4. SOSYAL GÜVENLİK

5. GELİR DAĞILIMI

6. AR-GE

7. KOBİ’LER

 

 

 

1. NÜFUS

            22 Ekim 2000’de yapılan genel nüfus sayımına yönelik tespit çalışmaları devam etmektedir. 30 Kasım 1997 yılında gerçekleştirilen genel nüfus sayımına göre yapılan hesaplamalar neticesinde Türkiye nüfusunun 2000 yılında 65,8 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. 2001 yılı için tahmin edilen nüfus ise 66,8 milyondur.

 

 

TABLO 1: DEMOGRAFİK GÖSTERGELERDE GELİŞMELER *

GÖSTERGELER

BİRİM

1999

2000

2001

Toplam Nüfus

Bin Kişi

64.815

65.784

66.774

Yıllık Nüfus Artış Hızı

Yüzde

1,48

1,48

1,49

Kaba Doğum Hızı

Binde

21,6

21,5

21,6

Kaba Ölüm Hızı

Binde

6,8

6,7

6,7

Toplam Doğurganlık Hızı

Çocuk Sayısı

2,53

2,5

2,5

Bebek Ölüm Hızı

Binde

36,8

35,3

33,9

Doğuşta Hayatta Kalma Ümidi

 

 

 

 

   Toplam

Yıl

68,9

69,1

69,4

   Erkek

Yıl

66,6

66,9

67,1

   Kadın

Yıl

71,3

71,5

71,8

 

 

 

 

 

Üç Ana Yaş Grubu İtibariyle Dağılım

 

 

 

 

0-14 y

Yüzde

30,46

29,9

29,53

15-64 y

Yüzde

64,04

64,52

64,78

65 + y

Yüzde

5,51

5,58

5,69

 

 

 

 

 

Eğitimle İlgili Yaş Grupları İtibariyle Dağılım

 

 

 

 

3-5 y

Yüzde

5,96

5,94

5,91

6-13 y

Yüzde

16,26

15,91

15,56

14-16 y

Yüzde

6,39

6,24

6,08

17-20 y

Yüzde

8,22

8,24

8,25

* Tahmin

Kaynak: DİE, DPT.

 

 

            1999 yılı nüfus artış hızı %1,48’dir. 2000 yılı için öngörülen yıllık nüfus artış hızı %1,48 olup; 2001 yılı için bu oranın %1,49 olacağı tahmin edilmektedir. Buradan, nüfus artış hızının fazla olmadığı anlaşılmaktadır. Toplam doğurganlık hızı da 1999 yılında 2,53 iken 2000 yılında 2,5’e düşmektedir. Bununla birlikte bebek ölüm hızında da düşme eğilimi mevcuttur ki bu olumlu bir gelişmedir.

 

            Genç bir nüfus yapısına sahip olan ülkemizde 0-14 yaş grubu nüfusun payının 1999 yılındaki %30,46 seviyesinden 2000 yılında %29,90’a gerilediği görülmektedir. Bu oranın 1995 yılında %32,8 olduğu dikkate alınacak olursa, genç nüfus payının azalma eğiliminde olduğu ve bu eğilimin daha yüksek oranlarda devam edeceği anlaşılmaktadır. Buna karşılık, 15-64 ve 65 + yaş gruplarının payının giderek azaldığı görülmektedir. Bu durum, genç nüfus payı ile yaşlı nüfus payı arasında negatif oranlı bir eğilimin var olduğunu göstermektedir.

 

            Nüfusla ilgili kayıtların tutulması ve bu alanda meydana gelen değişmelerin sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesine yönelik olmak üzere İçişleri Bakanlığı’nca hayata geçirilen bir proje mevcuttur. Kısa adı MERNİS olan “Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi Projesi”nin uygulamaya geçecek olması, beraberinde getireceği avantajlar açısından, son derece önemli bir gelişmedir. Bu sayede demografik gelişmelerle ilgili kayıtlar, elektronik ortamda ve daha sağlıklı bir şekilde tutulacaktır. Böylece söz konusu verilerin kısa zamanda değerlendirilebilmesi imkanı da elde edilebilecektir. Hatta bu kapsamda, genel nüfus sayımlarında evlerde kalınması mecburiyeti de söz konusu olmayacaktır ki bu açıdan da MERNİS projesinin önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

 

 

2. EĞİTİM

            2001 Yılı Hükûmet Programında, eğitimde kalitenin artırılmasına çözüm getirecek olan Temel Eğitim Projesi ile  3,5 milyon ilköğretim öğrencisi için okul ve ek dersliklerin modern teknolojiye göre donanımının gerçekleştirileceği belirtilmektedir. Bu amaçla, bilgisayar laboratuarlarının bir kısmı kurulmuş ve bunların internet erişimi sağlanmıştır. Ancak, bu alanda planlanan hedefe ulaşılamamıştır.

 

            Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim çalışmaları kapsamında Temel Eğitim Projesinin uygulanmasına devam edilmiştir. Nüfus yoğunluğunun düşük olduğu kırsal kesimde ve birleştirilmiş sınıf uygulaması bulunan yörelerde eğitim hizmetlerinin verimli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla taşımalı eğitim yönetmeliğinde düzenleme yapılmış, 1999-2000 öğretim yılında 75 il ve 812 ilçedeki 635.041 öğrenci bu hizmetten faydalanmıştır. Ancak, bu sistemdeki sıkıntılar halen tam anlamıyla giderilmiş değildir.

 

 

TABLO 2: EĞİTİM KADEMELERİNDE ÖĞRENCİ SAYILARI VE OKULLAŞMA ORANLARI

 

1998-1999

 

1999-2000

EĞİTİM KADEMELERİ

ÖĞRENCİ SAYISI (BİN)

OKULLAŞMA

ORANI (%)

ÖĞRENCİ SAYISI (BİN)

OKULLAŞMA

ORANI (%)

Okul Öncesi Eğitim

261

10,2

 

252

9,8

İlköğretim

9.581

92,6

 

10.053

96,1

Ortaöğretim

2.296

57,6

 

2.444

59,4

   -Genel Lise Eğitimi

1.297

32,5

 

1.506

36,6

   -Meslekî ve Teknik Eğitim

999

25,1

 

925

22,8

Yükseköğretim *

1.452

27,4

 

1.492

27,8

   -Örgün Öğretim

959

18,1

 

1006

18,7

   -Açık Öğretim

493

9,3

 

486

9,1

   -Yaygın Eğitim

2.408

-

 

2.990

-

* 98-99 dönemi için 71.346, 99-00 dönemi için 73.090 yüksek lisans öğrencisi dahildir.

Kaynak : 2001 Yılı Hükûmet Programı.

 

 

            Okul öncesi eğitimde, öğrenci sayısı 1998-99 öğretim yılında 261 bin iken, 1999-00 öğretim yılında 252 bine düşmüştür. İlköğretimde ise bu sayı 9.581 binden 10.053 bine çıkmıştır.

 

            Ortaöğretimdeki öğrenci sayısında da artış söz konusudur. Ancak, yükseköğretim öğrenci seçme ve yerleştirme sisteminde 1999 yılında yapılmış olan değişiklikler sonucunda, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine uygun programlara yerleştirilmelerinde bazı sorunlar yaşanmıştır. Özellikle mesleki ve teknik lise mezunları, kendi alan veya bölümlerine uygun lisans programlarına yerleştirilme konusunda normal program uygulayan lise mezunlarına göre dezavantajlı konumda bulunmaktadırlar. Nitekim tablodan da görüleceği gibi, bu durum etkisini göstermiş ve söz konusu okulların öğrenci sayılarında düşüş yaşanmıştır. 1989-1999 öğretim yılında bu sayı 999 bin iken, 1999-2000’de 925 bine düşmüştür.

 

            Okullaşma oranları açısından bakıldığında ise, okul öncesi eğitim hariç, diğer öğretim seviyelerinde bu oranın artmış olduğu görülmektedir. Bu, ülke eğitim düzeyinin gelişmesi açısından önemli bir göstergedir. Ancak, söz konusu oranların yeterli olmadığı ilave edilmelidir.

 

            Üniversite sayısı, 21’i vakıf üniversitesi olmak üzere 74’tür. 1999-2000 döneminde fakülte, enstitü, yüksek okul ve meslek yüksek okulu sayısının 1.492’ye, öğretim elemanı sayısının ise 64.169’a yükseldiği belirtilmektedir.

 

            Bir ülkenin uluslararası rekabet gücünün artırılması için gerekli faktörlerin başında eğitilmiş işgücü ve yeni bilgi üretme kapasitesi gelmektedir. Eğitime yeterli önem verilmediği ve gereken düzenlemeler yapılmadığı takdirde, sorunların giderilmesi mümkün olmayacaktır. Ülkemiz bu açıdan incelendiğinde, iç açıcı bir durumun varlığından bahsedilememektedir.

 

 

TABLO 3: İLKÖĞRETİM OKULLARINDA ÖĞRETMEN BAŞINA DÜŞEN ÖĞRENCİ SAYISI

ÜLKE

KİŞİ

Fransa

11

İtalya

12

Bulgaristan

15

Polonya

16

Romanya

17

Hollanda

17

İspanya

19

Yunanistan

20

İngiltere

20

Brezilya

23

Singapur

26

TÜRKİYE

39

Kaynak: DİE, IFS.

 

 

TABLO 4: YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMLARINDA OKULLAŞMA ORANLARI

ÜLKE

%

İspanya

108

Fransa

101

Yunanistan

99

Romanya

92

İngiltere

86

Polonya

83

İtalya

76

Hollanda

76

Bulgaristan

71

Singapur

70

Brezilya

39

TÜRKİYE

51

Kaynak: DİE, IFS.

 

 

            Fransa’da öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 11, İspanya’da 19 iken; Türkiye’de 39’dur. Bu açıdan Romanya, Polonya ve Brezilya’nın bile gerisinde bulunmaktayız.

 

            Yüksek öğretimdeki okullaşma oranı açısından da durumumuz pek iç açıcı değildir. Bu oran Yunanistan’da %99, Singapur’da %70 iken, Ülkemizde %51’dir ki bu oldukça düşük bir orandır.

 

            Yüksek öğretimdeki okullaşma oranının düşük olmasında şu yanlış anlayışın rolü olduğu anlaşılmaktadır. Ülkemizde yüksek öğrenim, büyük ölçüde, iş bulma amaçlı olarak düşünülmektedir. Yani, çoğunlukla, yüksek öğrenimin sonunda asıl hedef sadece iş sahibi olmaktır. Dolayısıyla mezuniyet sonrasında iş bulma konusunda birtakım sorunlarla karşılaşıldığında, yüksek öğrenimin gereksiz olduğu gibi bir kanaat hasıl olabilmektedir. Halbuki bu eğitimden maksat, sadece meslek sahibi olmak değil, bunun beraberinde ve hatta bunun öncesinde kişisel gelişim açısından mesafe kat etmek ve düşünce yapısı açısından sağlam bir zemine sahip olmaktır. Bilinmelidir ki yüksek öğrenim bu açılardan bir ihtiyaçtır. Bundan dolayı, konu ile ilgili bilgilendirici ve özendirici programların hayata geçirilmesi gerekmektedir.

 

 

3. SAĞLIK

            Türkiye’nin sağlık alanında yıllardır devam eden sorunları, önemini aynı şekilde korumaktadır. Özellikle sağlık personeli ve gerekli alt yapı ile ilgili eksiklikler ön plana çıkmaktadır. Açıktır ki söz konusu alanlarda gerekli tedbirler alınmadıkça sağlık alanında olumlu gelişme sağlamak mümkün gözükmemektedir.

 

 

TABLO 5: SAĞLIK ALANINDA BAZI GÖSTERGELER

 

1999

2000 *

Yatak Sayısı

169.365

170.000

Yatak Başına Düşen Nüfus

380

384

Yatak Kullanım Oranı (%)

59,4

60

 

 

 

Sağlık Ocağı Sayısı

5.619

5.700

 

 

 

Hekim Sayısı

77.969

80.900