TÜRKİYE'DE
1970-2005 DÖNEMİNDE BÜTÇE AÇIKLARI
İÇİNDEKİLER:
1.Giriş
2. Malî Açıklarının Ölçümü
3.Bütçe Açıkları ve Nedenleri
4. Türkiye'de Bütçe Açıklarının
Nedenleri
4.1. Devletin Yapısı ve Faaliyet
Alanının Genişlemesi
4.2. Kamu Harcamalarının Kamu
Gelirlerinden Daha Yüksek Nispette Artması
4.3 Malî Disiplinsizlik
4.4. Kamu Bürokrasisi
4.5. Kayıt dışı Ekonomi
4.6. Sübvansiyonlar
4.7. Savurganlık ve Yolsuzluklar
5. Türkiye'de Bütçe Açıklarının Gelişim
Süreci
5.1. 1970 - 1979 Dönemi
5.2. 1980 - 1989 Dönemi
5.3. 1990 - 2005 Dönemi
6. Sonuç
1.Giriş
Devlet
bütçesi, insanların toplum halinde yaşamalarının tabiî bir sonucu olarak ortaya
çıkan toplumsal ihtiyaçların karşılanmasına yönelik, belirli bir dönemdeki kamu
mal ve hizmet üretiminin finansmanını gösteren malî bir dokümandır.
Günümüzde
ekonomik büyüme ve kalkınma, sosyal gelişme, toplum ihtiyaçlarının en iyi
şekilde giderilmesi gibi iktisat politikaları bütçelerin daha iyi
hazırlanmasını ve uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk 1929 Dünya
Ekonomik Krizinden sonra iktisadî ve malî düşüncelerde meydana gelen köklü
değişimlerle ortaya çıkarmaya başlamıştır. Bu değişimlerle bütçeler sürekli
olarak açık verme öngörüsü üzerine kurulmaktadır. Bütçe Politikası olgusu bu
süreçte yükselen dal olarak Maliye Politikaları içerisinde yer almıştır. Bunun
yanında bütçelerin sürekli açık vermesi ülke ekonomisinde ciddi sorunlara neden
olmaktadır. Ancak bu bilindiği halde kamu maliyesi ciddi oranda açık vermeye,
diğer bir ifadeyle gelirlerinden fazla gider yapmaya yönelik planlarla ve
programlarla yönetilmektedir.
Türkiye’de
bütçe açıkları uzun yıllardan beri süregelmiştir ve ekonomik sorunların
temelini oluşturmaktadır. Bütçe açığı sonucu borçlanma ihtiyacı ve bunun hızlı
bir şekilde artması ciddi ekonomik sorunlara neden olmaktadır. Dolayısıyla
bütçe açıkları, Türkiye’de üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.
Bu
bağlamda, çalışmada malî açıkların ölçümü kavramı kısaca açıklandıktan sonra
genel olarak bütçe açıklarının nedenleri belirtilecektir. Daha sonra Türkiye
özelinde bütçe açıklarının nedenleri incelenecektir. Son olarak da dönemler
itibariyle Türkiye’de bütçe açıklarına ve bunların sebeplerine yer
verilecektir.
2.
Malî Açıklarının Ölçümü
Kamu
açıklarının tespitinde ideal bir ölçüye ulaşmak oldukça güçtür. Çünkü
birbirinden farklı özelliklere sahip çeşitli açık ölçüleri, kullanıldıklarında
değişik avantajlar sağlamakla beraber, uygulamada dezavantajlı yönleri de
mevcuttur. Bu açıdan bütçe açıklarının ölçümünde farklı yöntemler
kullanılmaktadır.
Maliye
politikasının önemli amaçlarından biri, kamu ve özel kesimin kaynak
kullanımlarını dengelemek, böylece enflasyon ve ödemeler dengesi baskılarına
fırsat vermemektir. Bu nedenle kamu seçiminin net kaynak kullanımının, yani
malî açığın, doğru olarak ölçülmesi makro-ekonomik yönetim için önemli bir ön
koşuldur[1].
· Geleneksel açık: Malî açığın standart tanımı,
geleneksel açık olarak ifade edilmektedir. Geleneksel açık, borçlardaki
değişmeler dahil edilmeksizin toplam giderlerle gelirler arasındaki farkı
ölçer. Geleneksel açık net nakit bazında ölçüldüğünde, ‘kamu kesimi net
borçlanma gereği (KKBG)’ne karşılık gelir. “Kamu kesimi net borçlanma gereği”,
genel olarak, denk bütçelerin gerekliliğini vurgulayan kanunlardaki açık ölçüm
yönetiminden daha kısıtlayıcıdır ve olağan kamu geliri olarak devlet
tahvillerinin satışını içine alarak tipik bir biçimde bütçeyi dengelemektedir
(örneğin, kamu harcama ve gelirlerinin sunuluş şekli, açığı belirleyen
kalemleri açığı belirleyen kalemleri açığı finanse eden kalemlerden ayırt
etmektedir)[2].
Geleneksel açık
= Harcamalar – Gelirler / Finansman şeklinde gösterilebilir.
· Birincil Açık: Birincil açık, faiz dışı kamu
harcamaları kamu gelirlerinden farkı olarak tanımlanır. Bütçe harcamaları içine
faiz ödemeleri de dahil edildiği zaman ortaya çıkan bütçe açıkları kamu
otoritesini takdirine bağlı olan açıklar değil, daha önceki bütçe açıkları
tarafından belirlenen açıklardır. Bu nedenle bütçe açıklarından faiz ödemeleri
çıkartıldıktan sonra kalan ‘‘Birincil Açık’’ hükümetin bütçenin kontrol
edebileceği kısmını gösterir.
Birincil açık =
Kamu Gelirleri – (Kamu harcamaları – Faiz Ödemeleri) şeklinde formüle edilebilir.
· İşlemsel Açık: İşlemsel açık, bütçe
açığından, birincil açıkta olduğu gibi faiz ödemelerinin çıkartılması ile
değil, sadece enflasyon etkisi ile aşınmaya uğrayan kısmının çıkartılması ile bulunur.
Diğer bir değişle, işlemsel açık, birincil açık ile faiz ödemelerinin reel
toplamı olarak tanımlanabilir. İşlemsel açık, borcun amortizasyon ödemesini
hesaba katmamakla faiz ödemelerini sadece bir gelir aktarımı olarak yani yeni
talep oluşturucu bir unsur olarak ele almaktadır. ‘‘Birincil açık’’ yerine
‘‘işlemsel açık’’ ölçümü kullanılırsa kamu açıklarının oranı daha yüksek olarak
bulunacaktır[3].
· Cari Açık: Cari açık, sermaye oluşumuna veya
finansal aktiflerde bir artışa neden olmayan cari harcamalar cari gelirlerden
çıkarılarak elde edilir. Yani cari açık geleneksel açıktan yatırım harcamaları
ile sermaye gelirlerinin çıkarılması sonucu bulunur. Bu ölçüm şekli, kamu
tasarruflarını teşhis etmeye çalışır. Net değer bütçe açığı olarak da bilinen
cari açığın, devletin ekonomideki toplam tasarruflara ve büyümeye katkısını
ölçtüğü ileri sürülmektedir. Buna göre; kamunun, kaynakları harekete geçirerek
büyümeye katkıda buluna bilmesi, toplam yatırımlar üzerindeki etkisiyle
ölçülmektedir.
3.Bütçe
Açıkları ve Nedenleri
Devlet bütçesi, başlangıçta denk
olarak hazırlanır. Bütçe denklik ilkesinin bir sonucu olarak giderler ve
gelirler birbirine denktir. Ancak bu denklik görünüştedir. Gelirler, bütçe
uygulama içinde yapılması öngörülen borçlanmalarla, giderlere uygun bir
büyüklüğe ulaşmaktadır. Bütçe uygulama dönemi sonunda gelir ve gider
gerçekleşmelerine göre bütçe ya açık verecektir ya da fazla verecektir.
Bütçe
açığı, dar anlamda, bütçe gelirleri ile giderleri arasındaki eşitsizlik olarak
tanımlanabildiğine göre; kamu finansman kaynaklarındaki yetersizlik sonucu
ortaya çıkabileceği gibi (malî açığın kaynak yönü), kamusal harcamalarda
gelirleri aşan artışların (malî açığın harcama yönü) bir sonucu da olabilir.
Vito Tanzi, uygulamada, bütçe açığının
sebeplerini beş madde halinde özetlemiştir[4]:
1.
Geleneksel ürün ithalatçısı ülkelerin bu ürünlerin
ihracatındaki geçici artışların kamu harcamalarını arttıracak yönde baskı
yapması,
2.
Vergi sisteminin fiyat esnekliğinin zayıf olması,
3.
KİT'lerin ürün fiyatları üzerindeki devlet kontrolü
sonucunda ortaya çıkardığı zararlar
4.
Kamu harcamalarında, politik ve sosyal hedeflerin yanı
sıra, savaş gibi olağan üstü durumlarına neden olduğu genişleme,
5.
Dış ticaret hadlerinin, önemli ithal ürünlerinin
fiyatlarındaki artışların tüketicilere yansıtılmaması için sübvansiyon
verilmesi ya da bu amaçla vergi oranlarının düşürülmesi sonucunda
kötüleşmesinin sebep olduğu bütçe açıkları.
Teorik
görüşlere de bakılırsa; Klasik maliyeciler bütçe denkliğini daha çok ön planda
tutarlarken, Keynesyenler dönemsel olarak ortaya çıkabilecek olan bütçe
açıklarında herhangi bir sakınca görmezler.
Klasik
iktisat ve yeni yorumları, kişilerin tüketimini zamanlar arası optimizasyon
problemi olarak kabul eder. Sürekli gelir hipotezine göre; bireyler ellerinde
bulunan harcanabilir gelir ile değil uzun dönemde ellerine geçecek harcanabilir
gelir ile harcama yaparlar. Ayrıca ekonomi her zaman tam istihdamda dengededir
ve devlet müdahalesine gerek yoktur. Bütçe açığı daha çok harcama yapılması ve
daha az vergi alınması demektir. Devlet harcama yaptığı zaman kolay vazgeçemez
ve alışkanlık haline getirir. İnsan ömrü ise sınırlıdır ve bütçe açıklarının
yükünü gelecek nesiller çeker[5].
Keynesyen
yaklaşımda ise ekonomi tam istihdamın altında dengede olabilir. Dönemsel olarak
kamu kesimi açık verebilir ve bu açık her zaman özel sektörü dışlamaz. Bütçe
açığı talebi arttırır, yatırımların karlılığı artar veya en azından
yatırımlarda azalma olmaz. Bu şekilde talep yetersizliği devlet eliyle
desteklenmiş olur. Ekonomi canlandıktan sonra gelir artacağından ve devlet daha
fazla vergi alabileceğinden önceki denemde oluşan bütçe açıkları kolayca
kapatılabilecektir[6].
4.
Türkiye'de Bütçe Açıklarının Nedenleri
Ülkemizde
bütçe açıkları son yıllarda kamu harcamalarındaki sürekli artışlar karşısında
gelir kaynaklarının yeterli büyüklüğe ulaşamamasının yanı sıra etkin
kullanılamamasından dolayı önemli ölçüde artarak gerek bütçe gerekse kamu
finansman dengeleri üzerinde yük olmaya başlamıştır. Esasen Türkiye de diğer
gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, yapısal faktörlerin iktisadî konjonktüre
bağlı olarak ekonominin iç dinamiklerini bozması karşısında, malî dengesizlik
sorunu ile karşı karşıya kalmaktadır.
Bütçe
açığı, kaynak yetersizliği veya kamu harcamalarının gelirlerden fazla olması
hallerinde ortaya çıkması durumunda bu açığın sağlam ve güvenilir finansman
kaynaklarından karşılanması gereklidir. Malî açığın giderilmesinde hangi
finansman biçimine ağırlık verileceği, her bir finansman kaynağının alternatif
kullanım maliyetine göre belirlenecektir. Bütçe açığını gidermek amacıyla gelir
vergisi ve dolaylı vergilerde yapılacak bir artış belli ölçülerde enflasyonist
olabilir. Bütçe açıklarının borçlanma yoluyla karşılanması, kamusal harcamaları
arttırıcı yönde olacağından ve gelecekteki vergi yükünü arttıracağından, kısa
dönemde harcanabilir gelirlerden, tüketime ayrılan payı da arttırabilir. Yani
sonuçta, borçlanmanın finansman biçimine bağlı olarak, enflasyonist eğilimler
güçlenebilir[7].
Bilindiği
gibi Türkiye'de bütçeler genellikle açık vermektedir. Türkiye'de bütçe
açıklarının nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
1.
Devletin Yapısı ve Faaliyet Alanının Genişlemesi
2.
Kamu Harcamalarının Kamu Gelirlerinden Daha Yüksek
Nispette Artması
3.
Malî Disiplinsizlik
4.
Kamu Bürokrasisi
5.
Kayıt Dışı Ekonomi
6.
Sübvansiyonlar
7.
Savurganlık ve Yolsuzluklar
4.1.
Devletin Yapısı ve Faaliyet Alanının Genişlemesi
Ekonomik
ve sosyal faaliyetlerdeki gelişmelere bağlı olarak bir ekonomide devletin
faaliyet alanı sürekli genişlemektedir. Kamu maliyesi teorisinde bu olguya
Wagner Kanunu denmektedir. Wagner Kanunu’na göre, kamu harcamaları artışının
nedeni, toplumsal gelişme ihtiyacıdır. Toplumda önlenmesi mümkün olmayan sosyal
gelişme arzusu kamu harcamaları artışını zorunlu kılmaktadır.
Toplum
zamanla daha çeşitli, daha çok ve daha kaliteli kamu hizmeti istemektedir.
Devlet, kamu hizmetlerine yönelik artan talebe cevap verebilmek için daha çok
harcama yapmak zorunda kalmaktadır[8].
Türkiye'de
de ekonomik ve sosyal gelişme, kalkınma çabası içinde devletin yüklendiği
görevler, bütçe yapısının gelişimini etkilemiştir. Örneğin 1963 yılından
itibaren, ekonomin kalkınmasının sağlanması doğrultusunda hazırlanan beş yıllık
kalkınma planları sonucu, kamu kesiminin millî ekonomideki payı ciddi artışlar
göstermiş ve bu da bütçe dengeleri üzerine olumsuz etkilerde bulunmuştur. Çünkü
bütçeler kalkınma plan ve programlarında öngörülen hedeflere ulaşmada zorunlu
bir harcama baskısı altında kalmıştır[9]
4.2.
Kamu Harcamalarının Kamu Gelirlerinden Daha Yüksek Nispette Artması
Kamu
açıklarında büyümenin temel nedeni, kamu harcamalarının kamu gelirlerinden daha
yüksek nispette artmasıdır. Kamu gelirlerinin kamu harcamalarının artış hızına
yetişmemesi kamu açıklarının büyümesine neden olmuştur. Kamu harcamalarındaki
büyümenin temel nedeni ise ücret ve maaş ödemelerindeki hızlı artışlar ile iç
ve dış borç faizi ödemeleridir.
Türkiye'de
borç faiz ödemeleri 1980'li yılların ikinci yarısından itibaren önemli bir
bütçe kalemi olma özelliğini sürdürmektedir. Bu durum, bütçenin finansmanında
vergiler verine borçlanmaya ağırlık verilmesinin bir sonucu olarak ortaya
çıkmıştır. Aşağıdaki tabloda 2005 bütçe harcama kalemlerini görebiliriz.
Tablo
1: 2005 Bütçe Harcamalarının Dağılımı
|
2005 BÜTÇE HARCAMALARININ DAĞILIMI |
||
|
|
(1.000 YTL) |
|
|
|
|
(Yüzde) % |
|
HARCAMALAR |
144.562.290 |
100 |
|
FAİZ DIŞI
HARCAMALAR |
98.882.758 |
68,4 |
|
Personel Giderleri |
31.855.812 |
22,04 |
|
Sosyal Güvenlik Kurumları Devlet Primi |
4.532.998 |
3,14 |
|
Mal ve Hizmet Alımları |
14.289.862 |
9,88 |
|
Faiz Harcamaları |
45.679.532 |
31,6 |
|
-
İç Borç Faizi |
39.269.565 |
27,16 |
|
- Dış Borç
Faizi |
6.223.475 |
4,31 |
|
- Iskonto ve Kısa
Vadeli İşlemlere Ait Faiz |
186.482 |
0,13 |
|
Cari Transferler |
35.190.444 |
24,34 |
|
Sermaye Giderleri |
9.683.664 |
6,7 |
|
Sermaye Transferleri |
1.545.598 |
1,07 |
|
Borç Verme |
1.784.380 |
1,23 |
|
Yedek Ödenekler |
0 |
0 |
Kaynak. Maliye Bakanlığı Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürlüğü, http://www.bumko.gov.tr/istatistik/bgider.htm
(Erişim Tarihi : 25.05.06)
Tablodan
da görüleceği gibi faiz harcamaları bütçe harcamaları içinde %31,6 ile en büyük
harcama kalemini oluşturmaktadır. Faiz harcamaları içerisinde de iç borç faizi
ödemeleri % 27,16 ile en yüksek paya sahiptir.
Gelir
açısından da, Türkiye'de kamu gelirleri içinde vergi gelirlerinin yetersizliği
ve etkin kullanılamaması, bütçedeki harcama baskılarının daha da yoğunlaşmasına
neden olmaktadır. Ülkemizde vergi gelirlerinin azlığı, ekonomik yapıdaki
bozuklukların yanı sıra parasal faaliyetlerin yetersizliği ile birlikte vergi
sistemimizin dar kapsamlı ve adaletsiz bir yapı göstermesine bağlanabilir[10].
Demokratik
rejimlerde kamu hizmeti kararları, bireylerin isteklerini yansıtmak zorundadır.
Kamu ekonomisinde talep, yani bütçe, siyasal süreç içerisinde oylama
mekanizması aracılığıyla belirlenir. Toplumsal ihtiyaçlar ancak seçim yolu ile
duyurulur ve buna göre toplumsal harcamalar yani kamu harcamaları belirlenir.
Oy verme işlemi, aynı zamanda kamu harcamalarının finansmanına katılma payları
yani vergileri de belirlemektedir. Bu açıdan kamu harcamalarının belirlenmesine
ve finansmanının sağlanmasında seçmen ve vergi mükellefi ilişkilerin
incelenmesi gerekmektedir. Aşağıdaki tabloda bu ilişkileri görebiliriz.
Tablo
2: Türkiye’de Vergi Mükellefleri ve Seçmen Arasındaki İlişki
|
Ø
Seçmen Sayısı
(2002 Genel Seçimleri) |
41.407.015 |
|
Ø
Mükellef
Sayısı (1999) |
9.924.598 |
|
Gelir Vergisi |
2.727.646 |
|
Kurumlar Vergisi |
560.411 |
|
Katma Değer Vergisi |
2.730.891 |
|
Stopaj |
1.854.208 |
|
Diğer Vergiler |
2.051.442 |
|
Ø
Vergi
Mükellefi / Seçmen Oranı |
% 24 |
Kaynak: http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/faalrap1999uyg6?OpenPage
(Erişim Tarihi : 25.05.06)
Tablodan
görüleceği gibi 2002 seçimlerine göre seçmen sayısı 41,5 milyon civarındadır.
Buna karşılık 1999 yılı verilerine göre toplam mükellef sayısı yaklaşık 10
milyondur. Sonuç olarak mükellef sayısından kurumlar vergisi mükellef sayısını
çıkardığımızda, seçmenlerin ancak %22'si, vergi mükellefidir.
Buna
göre Türk Vergi Sistemi seçmenlerin 1/4'ünü kapsamaktadır. Yani Türkiye'de
seçmenlerin 3/4'ü de bedavacı (Free Rider) niteliğindedir. Sonuç olarak kamu harcamaları
tüm seçmenlere hitap etmesine karşılık finansmanının ancak küçük bir kısmı
karşılanmaktadır. Bu açıdan vergi sisteminin dar kapsamlı ve adaletsiz olması,
vergi gelirlerinin harcamaları karşılayamaması ve sonuç olarak bütçe açıkları
olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda mükellef tabanının darlığı, bütçe
gelirlerinin arttırılmasında önemli bir
engel teşkil etmektedir ve gelir ve harcama arasındaki farkın kapanması
güçleşmektedir.
4.3
Malî Disiplinsizlik
Malî disiplin kavramı, kamu
gelirleri ve kamu giderlerinin birbirine denk olmasını ifade etmektedir. Burada
kastedilen sadece konsolide (Genel) bütçe denkliği değildir. Bütçe gelir ve
giderlerinin birbirine denk olması dışında sosyal güvenlik kuruluşları, yerel
yönetimler, fonlar, döner sermaye ve KİT’lerin bütçelerini[11] de
içine alan tüm kamu gelir ve giderlerinin denkliğidir[12].
Dolayısıyla malî disiplinsizlik, kamu gelirlerinin, kamu harcamalarına eşit
olamamasıdır.
Ülkemizde
kamu maliyesinde yaşanan temel sorunlar; kısaca kamu kesimi borçlanma gereğinin
yüksekliği, kamu harcamaları ve kamu gelirleri cephesinde yaşanan
disiplinsizlik, 1970’li yıllardan beri yaşanan kronik enflasyon ve bütçe
açıkları, sosyal güvenlik kuruluşları ve KİT’lerin bütçe üzerindeki ağır yükü,
özellikle 1990 yılından sonra iç borç stokunda yaşanan artışlar olarak
özetlenebilir. Sonuç olarak, kamu maliyesinde yaşanan sorunların temelinde malî
disiplinsizlik yatmaktadır [13].
4.4.
Kamu Bürokrasisi
Demokrasilerde,
bütçeler üzerindeki temel kararları seçilen politikacılar verir. Fakat bu
kararlar, atanmış bürokratlar tarafından uygulanır. Bürokratlar da bir fayda
maksimizasyonu içerisindedirler ve karşı karşıya oldukları sınırlamalar
dahilinde, kendileri için en iyi avantajı korumaya çalışırlar. Onlara konulan
sınırlar içinde, bürokratlar kamu harcamalarını genişletmeye çalışacaklardır.
Kariyerlerinde ilerleme, kamu harcamalarının büyüklüğüne bağlıdır ve bu durum,
devlet bürokrasisini cezbeder[14].
Dolayısıyla Türkiye'de de kamu bürokrasisi kamu harcamalarını arttırıcı etkilere
yol açmaktadır[15].
4.5.
Kayıt dışı Ekonomi
Vergi
kaçırmaya yönelik her türlü eylem olarak belirlenen kayıt dışı ekonomi, bir
ülkede ekonomik faaliyet göstermenin vergi maliyetinden kurtulmak amacıyla
ekonomik yaşama, yapılan faaliyet dalında, belgesiz ve kayıtsız katılma
anlamına gelmektedir.
2000
yılı itibariyle kayıt dışı ekonomi Gayri Safi Millî Hasılanın yüzdesi cinsinden
gelişmekte olan ülkelerde % 41, geçiş ülkelerinde % 38 ve OECD ülkelerinde % 18
Türkiye’de ise bu oran % 32.1’dir[16].
Kayıt
dışılığın var olduğu Türkiye ekonomisinde GSMH'nin hesaplanması tam olarak
doğru çıkmamaktadır. Bütçe büyüklükleri GSMH'ye göre belirlenirken, hizmet
talebi, gerçek ekonomik büyüklüğe göre olunca, ister istemez bu durum kamu
finansman açıklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
4.6.
Sübvansiyonlar
Kamu
harcamaları arasında yer alan sübvansiyonlar, hükümetlerce çeşitli hedefler
için geniş bir şekilde kullanılan ekonomik amaçlı malî yardımdan ibarettir.
Günümüzde daha geniş bir uygulama ile gerek özel sektöre, gerekse kamu
sektörüne tahsis edilerek tamamen üretici ve tüketicinin yararına
sunulmaktadır. Bunun en son örneği “Zirai Ürünlerin Desteklenmesi için
Yapılacak Ödemeler”in bütçe kapsamına alınmasıdır.
4.7.
Savurganlık ve Yolsuzluklar
Savurganlık,
olması gerekenden çok harcama veya fırsat maliyeti kendisini aşan harcama diye
tanımlanabilir. Savurganlığın sebepleri; başkasının kazancını harcama, kolay
kazanma, modaya uyma, gösteriş, yararsız adetler ve eğitimsizlik olabilir. Kamu
kesiminde çalışanların kamu kaynaklarının kullanıyor olmaları ve başarıya
yönelik teşviklerin zayıflığı kamu çalışanlarını savurganlığa ve verimsizliğe
itmektedir[17].
Yerel
yönetim ve KİT'ler dahil olduğunda 2000 yılında devletin taşıt aracı sayısı,
yaklaşık 35 bini makam aracı olmak üzere toplam 125 bindir. Oysa Japonya,
Fransa ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde, resmi araç sayısı 10 ile 20 bin
arasında değişmektedir[18].
Kamu
kesiminde sokak lambaları bazen erken açılıp, geç söndürülmekte, lüks otomobiller
satın alınmakta, lüks bürolar döşenmekte, gösterişli binalar yapılmakta, tatil
beldeleri kurulmakta, aşırı istihdama gidilmekte, bazı yıllarda satın alınan
tonlarca tütün ve çay imha edilmektedir. Partiler arasındaki iktidar olma
yarışı, kamu olanaklarını ele geçirme, seçim kampanyaları da hesapsız vaatler
yarışına dönüşmekte, kamusal kaynak kullanımında rasyonellikten
uzaklaşılmaktadır. Kamusal teşviklerin amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı
yeterince denetlenememektedir. Kamu açıklarının yüksek faizli kısa vadeli
borçlanmayla finansmanı yüzünden açıklar daha çok artmakta ve devlet yatırım
yapamaz hale gelmektedir. Artan faiz oranları bir andan reel yatırımı
azaltmakta (crowding-out), bankaları ve girişimcileri devletin finansörü haline
getirmektedir[19].
5.
Türkiye'de Bütçe Açıklarının Gelişim Süreci
Türkiye'de
bütçe açıkları uzun yıllardan beri süregelmektedir. Bu açıklarının nedenlerini
kısaca inceledikten sonra aşağıda yılar itibariyle bütçe açıklarının tablolar
halinde gösterimi ve süreç içerisinde nedenlerine kısaca değinilecektir.
Gelişim süreci 1970-1979, 1980-1989, 1990-2005 olmak üzere üç dönem itibariyle
ele alınacaktır.
5.1.
1970 – 1979 Dönemi
1970'li
yıllar dünya için olduğu kadar Türkiye için de büyük dönüşümleri hazırlayan politik,
toplumsal, ekonomik ve teknolojik değişimlerin ortaya çıktığı yıllar olmuştur.
Bu dönemde dünyadaki dönüşümlere ek olarak salt Türkiye'ye özgü, ama etkileri
süreklileşen dönüşümler de gündeme geldi; öyle ki 21.yy'ın Türkiye'sini
çözümlemek ancak bu dönüşümlerin nereye gidebileceğini gerçekçi biçimde
öngörmekle olabilir[20].
Türkiye
1963 yılından itibaren planlı kalkınma dönemine girmiştir. Bu açıdan 70'li
yıllar kalkınma planlarının uygulandığı yıllardır. Ayrıca 1973 yılından
itibaren bütçe uygulamalarında önemli bir değişiklik yapılarak program bütçe
uygulamasına geçilmiştir. Program bütçe ile, bütçenin kalkınma planları göz
önünde tutularak hazırlanıp uygulanması gereği ortaya çıkmıştır[21].
Aşağıdaki tabloda 1970 – 1980 arası bütçe harcama, gelir ve dengesinin GSMH'ye
oranını görebiliriz.
Tablo
3: 1970 - 1979 Konsolide Bütçe Açıkları ve GSMH'ye Oranı
|
Yıllar |
Harcamalar |
Gelirler |
GSMH |
Bütçe Açığı |
Bütçe Açığı / GSMH (%) |
|
1970 |
34.708 |
34.918 |
147.776 |
210 |
+ 0.14 |
|
1971 |
49.081 |
42.738 |
192.602 |
- 6.343 |
3.29 |
|
1972 |
54.373 |
54.010 |
240.840 |
-362 |
0.15 |
|
1973 |
67.254 |
65.308 |
309.829 |
-2.216 |
0.70 |
|
1974 |
82.270 |
78.366 |
427.098 |
-3.914 |
0.92 |
|
1975 |
120.364 |
119.155 |
535.771 |
-1.208 |
0.23 |
|
1976 |
162.357 |
158.402 |
624.986 |
-3.955 |