AKADEM<İ>KTİSAT

 

 

TÜRKİYE'DE 1970-2005 DÖNEMİNDE BÜTÇE AÇIKLARI

 

 

 

İÇİNDEKİLER:

 

1.Giriş

 

2. Malî Açıklarının Ölçümü

 

3.Bütçe Açıkları ve Nedenleri

 

4. Türkiye'de Bütçe Açıklarının Nedenleri

4.1. Devletin Yapısı ve Faaliyet Alanının Genişlemesi

4.2. Kamu Harcamalarının Kamu Gelirlerinden Daha Yüksek Nispette Artması

4.3 Malî Disiplinsizlik

4.4. Kamu Bürokrasisi

4.5. Kayıt dışı Ekonomi

4.6. Sübvansiyonlar

4.7. Savurganlık ve Yolsuzluklar

 

5. Türkiye'de Bütçe Açıklarının Gelişim Süreci

5.1. 1970 - 1979 Dönemi

5.2. 1980 - 1989 Dönemi

5.3. 1990 - 2005 Dönemi

 

6. Sonuç

 

 

 

1.Giriş

            Devlet bütçesi, insanların toplum halinde yaşamalarının tabiî bir sonucu olarak ortaya çıkan toplumsal ihtiyaçların karşılanmasına yönelik, belirli bir dönemdeki kamu mal ve hizmet üretiminin finansmanını gösteren malî bir dokümandır.

 

            Günümüzde ekonomik büyüme ve kalkınma, sosyal gelişme, toplum ihtiyaçlarının en iyi şekilde giderilmesi gibi iktisat politikaları bütçelerin daha iyi hazırlanmasını ve uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk 1929 Dünya Ekonomik Krizinden sonra iktisadî ve malî düşüncelerde meydana gelen köklü değişimlerle ortaya çıkarmaya başlamıştır. Bu değişimlerle bütçeler sürekli olarak açık verme öngörüsü üzerine kurulmaktadır. Bütçe Politikası olgusu bu süreçte yükselen dal olarak Maliye Politikaları içerisinde yer almıştır. Bunun yanında bütçelerin sürekli açık vermesi ülke ekonomisinde ciddi sorunlara neden olmaktadır. Ancak bu bilindiği halde kamu maliyesi ciddi oranda açık vermeye, diğer bir ifadeyle gelirlerinden fazla gider yapmaya yönelik planlarla ve programlarla yönetilmektedir.

 

            Türkiye’de bütçe açıkları uzun yıllardan beri süregelmiştir ve ekonomik sorunların temelini oluşturmaktadır. Bütçe açığı sonucu borçlanma ihtiyacı ve bunun hızlı bir şekilde artması ciddi ekonomik sorunlara neden olmaktadır. Dolayısıyla bütçe açıkları, Türkiye’de üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.

 

            Bu bağlamda, çalışmada malî açıkların ölçümü kavramı kısaca açıklandıktan sonra genel olarak bütçe açıklarının nedenleri belirtilecektir. Daha sonra Türkiye özelinde bütçe açıklarının nedenleri incelenecektir. Son olarak da dönemler itibariyle Türkiye’de bütçe açıklarına ve bunların sebeplerine yer verilecektir.

 

 

2. Malî Açıklarının Ölçümü

            Kamu açıklarının tespitinde ideal bir ölçüye ulaşmak oldukça güçtür. Çünkü birbirinden farklı özelliklere sahip çeşitli açık ölçüleri, kullanıldıklarında değişik avantajlar sağlamakla beraber, uygulamada dezavantajlı yönleri de mevcuttur. Bu açıdan bütçe açıklarının ölçümünde farklı yöntemler kullanılmaktadır.

 

            Maliye politikasının önemli amaçlarından biri, kamu ve özel kesimin kaynak kullanımlarını dengelemek, böylece enflasyon ve ödemeler dengesi baskılarına fırsat vermemektir. Bu nedenle kamu seçiminin net kaynak kullanımının, yani malî açığın, doğru olarak ölçülmesi makro-ekonomik yönetim için önemli bir ön koşuldur[1].

 

·       Geleneksel açık: Malî açığın standart tanımı, geleneksel açık olarak ifade edilmektedir. Geleneksel açık, borçlardaki değişmeler dahil edilmeksizin toplam giderlerle gelirler arasındaki farkı ölçer. Geleneksel açık net nakit bazında ölçüldüğünde, ‘kamu kesimi net borçlanma gereği (KKBG)’ne karşılık gelir. “Kamu kesimi net borçlanma gereği”, genel olarak, denk bütçelerin gerekliliğini vurgulayan kanunlardaki açık ölçüm yönetiminden daha kısıtlayıcıdır ve olağan kamu geliri olarak devlet tahvillerinin satışını içine alarak tipik bir biçimde bütçeyi dengelemektedir (örneğin, kamu harcama ve gelirlerinin sunuluş şekli, açığı belirleyen kalemleri açığı belirleyen kalemleri açığı finanse eden kalemlerden ayırt etmektedir)[2].

Geleneksel açık = Harcamalar – Gelirler / Finansman şeklinde gösterilebilir.

 

·       Birincil Açık: Birincil açık, faiz dışı kamu harcamaları kamu gelirlerinden farkı olarak tanımlanır. Bütçe harcamaları içine faiz ödemeleri de dahil edildiği zaman ortaya çıkan bütçe açıkları kamu otoritesini takdirine bağlı olan açıklar değil, daha önceki bütçe açıkları tarafından belirlenen açıklardır. Bu nedenle bütçe açıklarından faiz ödemeleri çıkartıldıktan sonra kalan ‘‘Birincil Açık’’ hükümetin bütçenin kontrol edebileceği kısmını gösterir.

Birincil açık = Kamu Gelirleri – (Kamu harcamaları – Faiz Ödemeleri) şeklinde formüle edilebilir.

 

·       İşlemsel Açık: İşlemsel açık, bütçe açığından, birincil açıkta olduğu gibi faiz ödemelerinin çıkartılması ile değil, sadece enflasyon etkisi ile aşınmaya uğrayan kısmının çıkartılması ile bulunur. Diğer bir değişle, işlemsel açık, birincil açık ile faiz ödemelerinin reel toplamı olarak tanımlanabilir. İşlemsel açık, borcun amortizasyon ödemesini hesaba katmamakla faiz ödemelerini sadece bir gelir aktarımı olarak yani yeni talep oluşturucu bir unsur olarak ele almaktadır. ‘‘Birincil açık’’ yerine ‘‘işlemsel açık’’ ölçümü kullanılırsa kamu açıklarının oranı daha yüksek olarak bulunacaktır[3].

 

·       Cari Açık: Cari açık, sermaye oluşumuna veya finansal aktiflerde bir artışa neden olmayan cari harcamalar cari gelirlerden çıkarılarak elde edilir. Yani cari açık geleneksel açıktan yatırım harcamaları ile sermaye gelirlerinin çıkarılması sonucu bulunur. Bu ölçüm şekli, kamu tasarruflarını teşhis etmeye çalışır. Net değer bütçe açığı olarak da bilinen cari açığın, devletin ekonomideki toplam tasarruflara ve büyümeye katkısını ölçtüğü ileri sürülmektedir. Buna göre; kamunun, kaynakları harekete geçirerek büyümeye katkıda buluna bilmesi, toplam yatırımlar üzerindeki etkisiyle ölçülmektedir.

 

 

3.Bütçe Açıkları ve Nedenleri

            Devlet bütçesi, başlangıçta denk olarak hazırlanır. Bütçe denklik ilkesinin bir sonucu olarak giderler ve gelirler birbirine denktir. Ancak bu denklik görünüştedir. Gelirler, bütçe uygulama içinde yapılması öngörülen borçlanmalarla, giderlere uygun bir büyüklüğe ulaşmaktadır. Bütçe uygulama dönemi sonunda gelir ve gider gerçekleşmelerine göre bütçe ya açık verecektir ya da fazla verecektir.

 

            Bütçe açığı, dar anlamda, bütçe gelirleri ile giderleri arasındaki eşitsizlik olarak tanımlanabildiğine göre; kamu finansman kaynaklarındaki yetersizlik sonucu ortaya çıkabileceği gibi (malî açığın kaynak yönü), kamusal harcamalarda gelirleri aşan artışların (malî açığın harcama yönü) bir sonucu da olabilir.

 

Vito Tanzi, uygulamada, bütçe açığının sebeplerini beş madde halinde özetlemiştir[4]:

1.      Geleneksel ürün ithalatçısı ülkelerin bu ürünlerin ihracatındaki geçici artışların kamu harcamalarını arttıracak yönde baskı yapması,

2.      Vergi sisteminin fiyat esnekliğinin zayıf olması,

3.      KİT'lerin ürün fiyatları üzerindeki devlet kontrolü sonucunda ortaya çıkardığı zararlar

4.      Kamu harcamalarında, politik ve sosyal hedeflerin yanı sıra, savaş gibi olağan üstü durumlarına neden olduğu genişleme,

5.      Dış ticaret hadlerinin, önemli ithal ürünlerinin fiyatlarındaki artışların tüketicilere yansıtılmaması için sübvansiyon verilmesi ya da bu amaçla vergi oranlarının düşürülmesi sonucunda kötüleşmesinin sebep olduğu bütçe açıkları.

 

            Teorik görüşlere de bakılırsa; Klasik maliyeciler bütçe denkliğini daha çok ön planda tutarlarken, Keynesyenler dönemsel olarak ortaya çıkabilecek olan bütçe açıklarında herhangi bir sakınca görmezler.

 

            Klasik iktisat ve yeni yorumları, kişilerin tüketimini zamanlar arası optimizasyon problemi olarak kabul eder. Sürekli gelir hipotezine göre; bireyler ellerinde bulunan harcanabilir gelir ile değil uzun dönemde ellerine geçecek harcanabilir gelir ile harcama yaparlar. Ayrıca ekonomi her zaman tam istihdamda dengededir ve devlet müdahalesine gerek yoktur. Bütçe açığı daha çok harcama yapılması ve daha az vergi alınması demektir. Devlet harcama yaptığı zaman kolay vazgeçemez ve alışkanlık haline getirir. İnsan ömrü ise sınırlıdır ve bütçe açıklarının yükünü gelecek nesiller çeker[5].

 

            Keynesyen yaklaşımda ise ekonomi tam istihdamın altında dengede olabilir. Dönemsel olarak kamu kesimi açık verebilir ve bu açık her zaman özel sektörü dışlamaz. Bütçe açığı talebi arttırır, yatırımların karlılığı artar veya en azından yatırımlarda azalma olmaz. Bu şekilde talep yetersizliği devlet eliyle desteklenmiş olur. Ekonomi canlandıktan sonra gelir artacağından ve devlet daha fazla vergi alabileceğinden önceki denemde oluşan bütçe açıkları kolayca kapatılabilecektir[6].

 

 

4. Türkiye'de Bütçe Açıklarının Nedenleri

            Ülkemizde bütçe açıkları son yıllarda kamu harcamalarındaki sürekli artışlar karşısında gelir kaynaklarının yeterli büyüklüğe ulaşamamasının yanı sıra etkin kullanılamamasından dolayı önemli ölçüde artarak gerek bütçe gerekse kamu finansman dengeleri üzerinde yük olmaya başlamıştır. Esasen Türkiye de diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, yapısal faktörlerin iktisadî konjonktüre bağlı olarak ekonominin iç dinamiklerini bozması karşısında, malî dengesizlik sorunu ile karşı karşıya kalmaktadır.

 

            Bütçe açığı, kaynak yetersizliği veya kamu harcamalarının gelirlerden fazla olması hallerinde ortaya çıkması durumunda bu açığın sağlam ve güvenilir finansman kaynaklarından karşılanması gereklidir. Malî açığın giderilmesinde hangi finansman biçimine ağırlık verileceği, her bir finansman kaynağının alternatif kullanım maliyetine göre belirlenecektir. Bütçe açığını gidermek amacıyla gelir vergisi ve dolaylı vergilerde yapılacak bir artış belli ölçülerde enflasyonist olabilir. Bütçe açıklarının borçlanma yoluyla karşılanması, kamusal harcamaları arttırıcı yönde olacağından ve gelecekteki vergi yükünü arttıracağından, kısa dönemde harcanabilir gelirlerden, tüketime ayrılan payı da arttırabilir. Yani sonuçta, borçlanmanın finansman biçimine bağlı olarak, enflasyonist eğilimler güçlenebilir[7].

 

            Bilindiği gibi Türkiye'de bütçeler genellikle açık vermektedir. Türkiye'de bütçe açıklarının nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1.      Devletin Yapısı ve Faaliyet Alanının Genişlemesi

2.      Kamu Harcamalarının Kamu Gelirlerinden Daha Yüksek Nispette Artması

3.      Malî Disiplinsizlik

4.      Kamu Bürokrasisi

5.      Kayıt Dışı Ekonomi

6.      Sübvansiyonlar

7.      Savurganlık ve Yolsuzluklar

 

 

4.1. Devletin Yapısı ve Faaliyet Alanının Genişlemesi

            Ekonomik ve sosyal faaliyetlerdeki gelişmelere bağlı olarak bir ekonomide devletin faaliyet alanı sürekli genişlemektedir. Kamu maliyesi teorisinde bu olguya Wagner Kanunu denmektedir. Wagner Kanunu’na göre, kamu harcamaları artışının nedeni, toplumsal gelişme ihtiyacıdır. Toplumda önlenmesi mümkün olmayan sosyal gelişme arzusu kamu harcamaları artışını zorunlu kılmaktadır.

 

            Toplum zamanla daha çeşitli, daha çok ve daha kaliteli kamu hizmeti istemektedir. Devlet, kamu hizmetlerine yönelik artan talebe cevap verebilmek için daha çok harcama yapmak zorunda kalmaktadır[8].

 

            Türkiye'de de ekonomik ve sosyal gelişme, kalkınma çabası içinde devletin yüklendiği görevler, bütçe yapısının gelişimini etkilemiştir. Örneğin 1963 yılından itibaren, ekonomin kalkınmasının sağlanması doğrultusunda hazırlanan beş yıllık kalkınma planları sonucu, kamu kesiminin millî ekonomideki payı ciddi artışlar göstermiş ve bu da bütçe dengeleri üzerine olumsuz etkilerde bulunmuştur. Çünkü bütçeler kalkınma plan ve programlarında öngörülen hedeflere ulaşmada zorunlu bir harcama baskısı altında kalmıştır[9]

 

 

4.2. Kamu Harcamalarının Kamu Gelirlerinden Daha Yüksek Nispette Artması

            Kamu açıklarında büyümenin temel nedeni, kamu harcamalarının kamu gelirlerinden daha yüksek nispette artmasıdır. Kamu gelirlerinin kamu harcamalarının artış hızına yetişmemesi kamu açıklarının büyümesine neden olmuştur. Kamu harcamalarındaki büyümenin temel nedeni ise ücret ve maaş ödemelerindeki hızlı artışlar ile iç ve dış borç faizi ödemeleridir.

 

            Türkiye'de borç faiz ödemeleri 1980'li yılların ikinci yarısından itibaren önemli bir bütçe kalemi olma özelliğini sürdürmektedir. Bu durum, bütçenin finansmanında vergiler verine borçlanmaya ağırlık verilmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Aşağıdaki tabloda 2005 bütçe harcama kalemlerini görebiliriz.

 

 

Tablo 1: 2005 Bütçe Harcamalarının Dağılımı

2005 BÜTÇE HARCAMALARININ DAĞILIMI

 

(1.000 YTL)

 

 

 

(Yüzde) %

HARCAMALAR

144.562.290

100

FAİZ DIŞI HARCAMALAR

98.882.758

68,4

  Personel Giderleri

31.855.812

22,04

  Sosyal Güvenlik  Kurumları Devlet Primi

4.532.998

3,14

  Mal ve Hizmet Alımları

14.289.862

9,88

  Faiz Harcamaları

45.679.532

31,6

    - İç Borç Faizi

39.269.565

27,16

    - Dış Borç Faizi

6.223.475

4,31

    - Iskonto ve Kısa Vadeli İşlemlere Ait Faiz

186.482

0,13

  Cari Transferler

35.190.444

24,34

  Sermaye Giderleri

9.683.664

6,7

  Sermaye Transferleri

1.545.598

1,07

  Borç Verme

1.784.380

1,23

  Yedek Ödenekler

0

0

Kaynak. Maliye Bakanlığı Bütçe ve Malî Kontrol Genel Müdürlüğü, http://www.bumko.gov.tr/istatistik/bgider.htm (Erişim Tarihi : 25.05.06)

 

            Tablodan da görüleceği gibi faiz harcamaları bütçe harcamaları içinde %31,6 ile en büyük harcama kalemini oluşturmaktadır. Faiz harcamaları içerisinde de iç borç faizi ödemeleri % 27,16 ile en yüksek paya sahiptir.

 

            Gelir açısından da, Türkiye'de kamu gelirleri içinde vergi gelirlerinin yetersizliği ve etkin kullanılamaması, bütçedeki harcama baskılarının daha da yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Ülkemizde vergi gelirlerinin azlığı, ekonomik yapıdaki bozuklukların yanı sıra parasal faaliyetlerin yetersizliği ile birlikte vergi sistemimizin dar kapsamlı ve adaletsiz bir yapı göstermesine bağlanabilir[10].

 

            Demokratik rejimlerde kamu hizmeti kararları, bireylerin isteklerini yansıtmak zorundadır. Kamu ekonomisinde talep, yani bütçe, siyasal süreç içerisinde oylama mekanizması aracılığıyla belirlenir. Toplumsal ihtiyaçlar ancak seçim yolu ile duyurulur ve buna göre toplumsal harcamalar yani kamu harcamaları belirlenir. Oy verme işlemi, aynı zamanda kamu harcamalarının finansmanına katılma payları yani vergileri de belirlemektedir. Bu açıdan kamu harcamalarının belirlenmesine ve finansmanının sağlanmasında seçmen ve vergi mükellefi ilişkilerin incelenmesi gerekmektedir. Aşağıdaki tabloda bu ilişkileri görebiliriz.

 

Tablo 2: Türkiye’de Vergi Mükellefleri ve Seçmen Arasındaki İlişki

Ø      Seçmen Sayısı (2002 Genel Seçimleri)

41.407.015

Ø      Mükellef Sayısı (1999)

9.924.598

Gelir Vergisi

2.727.646

Kurumlar Vergisi

560.411

Katma Değer Vergisi

2.730.891

Stopaj

1.854.208

Diğer Vergiler

2.051.442

Ø      Vergi Mükellefi / Seçmen Oranı

% 24

Kaynak: http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/faalrap1999uyg6?OpenPage (Erişim Tarihi : 25.05.06)

 

            Tablodan görüleceği gibi 2002 seçimlerine göre seçmen sayısı 41,5 milyon civarındadır. Buna karşılık 1999 yılı verilerine göre toplam mükellef sayısı yaklaşık 10 milyondur. Sonuç olarak mükellef sayısından kurumlar vergisi mükellef sayısını çıkardığımızda, seçmenlerin ancak %22'si, vergi mükellefidir.

 

            Buna göre Türk Vergi Sistemi seçmenlerin 1/4'ünü kapsamaktadır. Yani Türkiye'de seçmenlerin 3/4'ü de bedavacı (Free Rider) niteliğindedir. Sonuç olarak kamu harcamaları tüm seçmenlere hitap etmesine karşılık finansmanının ancak küçük bir kısmı karşılanmaktadır. Bu açıdan vergi sisteminin dar kapsamlı ve adaletsiz olması, vergi gelirlerinin harcamaları karşılayamaması ve sonuç olarak bütçe açıkları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda mükellef tabanının darlığı, bütçe gelirlerinin arttırılmasında  önemli bir engel teşkil etmektedir ve gelir ve harcama arasındaki farkın kapanması güçleşmektedir.

 

 

4.3 Malî Disiplinsizlik

            Malî disiplin kavramı, kamu gelirleri ve kamu giderlerinin birbirine denk olmasını ifade etmektedir. Burada kastedilen sadece konsolide (Genel) bütçe denkliği değildir. Bütçe gelir ve giderlerinin birbirine denk olması dışında sosyal güvenlik kuruluşları, yerel yönetimler, fonlar, döner sermaye ve KİT’lerin bütçelerini[11] de içine alan tüm kamu gelir ve giderlerinin denkliğidir[12]. Dolayısıyla malî disiplinsizlik, kamu gelirlerinin, kamu harcamalarına eşit olamamasıdır.

 

            Ülkemizde kamu maliyesinde yaşanan temel sorunlar; kısaca kamu kesimi borçlanma gereğinin yüksekliği, kamu harcamaları ve kamu gelirleri cephesinde yaşanan disiplinsizlik, 1970’li yıllardan beri yaşanan kronik enflasyon ve bütçe açıkları, sosyal güvenlik kuruluşları ve KİT’lerin bütçe üzerindeki ağır yükü, özellikle 1990 yılından sonra iç borç stokunda yaşanan artışlar olarak özetlenebilir. Sonuç olarak, kamu maliyesinde yaşanan sorunların temelinde malî disiplinsizlik yatmaktadır [13].

 

 

4.4. Kamu Bürokrasisi

            Demokrasilerde, bütçeler üzerindeki temel kararları seçilen politikacılar verir. Fakat bu kararlar, atanmış bürokratlar tarafından uygulanır. Bürokratlar da bir fayda maksimizasyonu içerisindedirler ve karşı karşıya oldukları sınırlamalar dahilinde, kendileri için en iyi avantajı korumaya çalışırlar. Onlara konulan sınırlar içinde, bürokratlar kamu harcamalarını genişletmeye çalışacaklardır. Kariyerlerinde ilerleme, kamu harcamalarının büyüklüğüne bağlıdır ve bu durum, devlet bürokrasisini cezbeder[14]. Dolayısıyla Türkiye'de de kamu bürokrasisi kamu harcamalarını arttırıcı etkilere yol açmaktadır[15].

 

 

4.5. Kayıt dışı Ekonomi

            Vergi kaçırmaya yönelik her türlü eylem olarak belirlenen kayıt dışı ekonomi, bir ülkede ekonomik faaliyet göstermenin vergi maliyetinden kurtulmak amacıyla ekonomik yaşama, yapılan faaliyet dalında, belgesiz ve kayıtsız katılma anlamına gelmektedir.

 

            2000 yılı itibariyle kayıt dışı ekonomi Gayri Safi Millî Hasılanın yüzdesi cinsinden gelişmekte olan ülkelerde % 41, geçiş ülkelerinde % 38 ve OECD ülkelerinde % 18 Türkiye’de ise bu oran % 32.1’dir[16].

 

            Kayıt dışılığın var olduğu Türkiye ekonomisinde GSMH'nin hesaplanması tam olarak doğru çıkmamaktadır. Bütçe büyüklükleri GSMH'ye göre belirlenirken, hizmet talebi, gerçek ekonomik büyüklüğe göre olunca, ister istemez bu durum kamu finansman açıklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

 

 

4.6. Sübvansiyonlar

            Kamu harcamaları arasında yer alan sübvansiyonlar, hükümetlerce çeşitli hedefler için geniş bir şekilde kullanılan ekonomik amaçlı malî yardımdan ibarettir. Günümüzde daha geniş bir uygulama ile gerek özel sektöre, gerekse kamu sektörüne tahsis edilerek tamamen üretici ve tüketicinin yararına sunulmaktadır. Bunun en son örneği “Zirai Ürünlerin Desteklenmesi için Yapılacak Ödemeler”in bütçe kapsamına alınmasıdır.

 

 

4.7. Savurganlık ve Yolsuzluklar

            Savurganlık, olması gerekenden çok harcama veya fırsat maliyeti kendisini aşan harcama diye tanımlanabilir. Savurganlığın sebepleri; başkasının kazancını harcama, kolay kazanma, modaya uyma, gösteriş, yararsız adetler ve eğitimsizlik olabilir. Kamu kesiminde çalışanların kamu kaynaklarının kullanıyor olmaları ve başarıya yönelik teşviklerin zayıflığı kamu çalışanlarını savurganlığa ve verimsizliğe itmektedir[17].

 

            Yerel yönetim ve KİT'ler dahil olduğunda 2000 yılında devletin taşıt aracı sayısı, yaklaşık 35 bini makam aracı olmak üzere toplam 125 bindir. Oysa Japonya, Fransa ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde, resmi araç sayısı 10 ile 20 bin arasında değişmektedir[18].

 

            Kamu kesiminde sokak lambaları bazen erken açılıp, geç söndürülmekte, lüks otomobiller satın alınmakta, lüks bürolar döşenmekte, gösterişli binalar yapılmakta, tatil beldeleri kurulmakta, aşırı istihdama gidilmekte, bazı yıllarda satın alınan tonlarca tütün ve çay imha edilmektedir. Partiler arasındaki iktidar olma yarışı, kamu olanaklarını ele geçirme, seçim kampanyaları da hesapsız vaatler yarışına dönüşmekte, kamusal kaynak kullanımında rasyonellikten uzaklaşılmaktadır. Kamusal teşviklerin amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı yeterince denetlenememektedir. Kamu açıklarının yüksek faizli kısa vadeli borçlanmayla finansmanı yüzünden açıklar daha çok artmakta ve devlet yatırım yapamaz hale gelmektedir. Artan faiz oranları bir andan reel yatırımı azaltmakta (crowding-out), bankaları ve girişimcileri devletin finansörü haline getirmektedir[19].

 

 

5. Türkiye'de Bütçe Açıklarının Gelişim Süreci

            Türkiye'de bütçe açıkları uzun yıllardan beri süregelmektedir. Bu açıklarının nedenlerini kısaca inceledikten sonra aşağıda yılar itibariyle bütçe açıklarının tablolar halinde gösterimi ve süreç içerisinde nedenlerine kısaca değinilecektir. Gelişim süreci 1970-1979, 1980-1989, 1990-2005 olmak üzere üç dönem itibariyle ele alınacaktır.

 

 

5.1. 1970 – 1979 Dönemi

            1970'li yıllar dünya için olduğu kadar Türkiye için de büyük dönüşümleri hazırlayan politik, toplumsal, ekonomik ve teknolojik değişimlerin ortaya çıktığı yıllar olmuştur. Bu dönemde dünyadaki dönüşümlere ek olarak salt Türkiye'ye özgü, ama etkileri süreklileşen dönüşümler de gündeme geldi; öyle ki 21.yy'ın Türkiye'sini çözümlemek ancak bu dönüşümlerin nereye gidebileceğini gerçekçi biçimde öngörmekle olabilir[20].

 

            Türkiye 1963 yılından itibaren planlı kalkınma dönemine girmiştir. Bu açıdan 70'li yıllar kalkınma planlarının uygulandığı yıllardır. Ayrıca 1973 yılından itibaren bütçe uygulamalarında önemli bir değişiklik yapılarak program bütçe uygulamasına geçilmiştir. Program bütçe ile, bütçenin kalkınma planları göz önünde tutularak hazırlanıp uygulanması gereği ortaya çıkmıştır[21]. Aşağıdaki tabloda 1970 – 1980 arası bütçe harcama, gelir ve dengesinin GSMH'ye oranını görebiliriz.

 

Tablo 3: 1970 - 1979 Konsolide Bütçe Açıkları ve GSMH'ye Oranı

Yıllar

Harcamalar

Gelirler

GSMH

Bütçe Açığı

Bütçe Açığı / GSMH (%)

1970

34.708

34.918

147.776

210

+ 0.14

1971

49.081

42.738

192.602

- 6.343

3.29

1972

54.373

54.010

240.840

-362

0.15

1973

67.254

65.308

309.829

-2.216

0.70

1974

82.270

78.366

427.098

-3.914

0.92

1975

120.364

119.155

535.771

-1.208

0.23

1976

162.357

158.402

624.986

-3.955