AKADEM<İ>KTİSAT

 

 

ORTAK TARIM POLİTİKASI ÇERÇEVESİNDE AB VE TÜRKİYE TARIMININ KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZİ

 

 

 

İÇİNDEKİLER:

 

I- GİRİŞ

 

II- AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ORTAK TARIM POLİTİKASI

1.AB ORTAK TARIM POLİTİKASININ BİLEŞENLERİ

1.1. AB Ortak Tarım Politikasının Amaçları

1.2. AB Ortak Tarım Politikasının Prensipleri

1.3. Ortak Tarım Politikasının Fiyat Politikaları

1.3.1. İç Piyasada Ortak Fiyat Politikası

1.3.2. Dış Piyasaya Yönelik Fiyat Politikaları

 

2. ORTAK TARIM POLİTİKASININ SONUÇLARI VE REFORMU

2.1. Ortak Tarım Politikasının Sonuçları

2.2. Ortak Tarım Politikasında Reform Gereği

2.3.Yapılan Reformlar

 

III. TÜRKİYE’NİN TARIMSAL YAPISI VE ÜRETİMİ

1. Tarımın GSMH İçindeki Payı

2. Tarımın İstihdam İçindeki Payı

3. Tarımın Dış Ticaret İçindeki Payı

4.Tarımsal Kişi Başına Gelir Açısından

 

IV. TÜRKİYE’DE TARIMSAL DESTEKLEME POLİTİKALARI

 

V. TÜRKİYE VE AB TARIMININ KARŞILAŞTIRMASI

1. Verimlilik Karşılaştırması

1.1. İş Gücü Verimliliği

1.2. Üretim Verimliliği Karşılaştırması

 

VI. SONUÇ VE ÖNERİLER

 

 

 

I- GİRİŞ

            Tarımsal üretim insanlık tarihinin en eski üretim faaliyetidir ve dünyada ilk ve köklü politikalar da yine tarım alanında geliştirilmiştir. Besin maddelerinin kaynağı olduğu için tarımsal üretim her dönemde stratejik önemini de korumuştur.

 

            Ülkeler tarih boyunca tarım konusunda politikalar oluşturmuş ve tarımda dışa bağımlılığı azaltmayı ve kendi kendine yeterliliği sağlamayı hedef edinmişlerdir. Belirlenen bu hedefler tarım sektörünün desteklenmesini zorunlu kılmıştır. Bunun sonucunda dünyada devlet müdahalesinin en yoğun olduğu sektör tarım sektörü, destek ve koruma düzeyi en yüksek politikalar da bu sektöre yönelik politikalar olmuştur.

 

            Tarım sektörü ve bu sektöre yönelik politikalar, Avrupa Birliği’nin de temel taşlarından birisidir ve ilk ortak politika Ortak Tarım Politikası adı altında bu sektöre yönelik olarak belirlenmiştir.

 

            Ancak Ortak Tarım Politikası, Topluluğun diğer ortak politikaları gibi gümrük birliğine dayalı bir ekonomik bütünleşme modeline dayanmamaktadır. Ortak Tarım Politikası ile üye devletlerin tarım politikaları ortak bir çerçevede yönetilmektedir. Ayrıca bu politika, Birliğin piyasalarında destekleyici, üye olmayan ülkelere karşı koruyucu bir yapıya sahiptir. Oluşturulduğu ilk yıllarda Birlik bütçesinden yaklaşık %90 pay alan bu sektörün günümüzde de %50’yi aşan oranda paya sahip olması Avrupa Birliği’nde (AB) Ortak Tarım Politikasının ağırlığının bir göstergesidir.

 

            İşte bütün bu gerçeklikler temelinde çerçevesini oluşturduğumuz bu çalışmanın amacı AB’ne üyeliği hedeflenen Türkiye’nin tarım sektörünü nelerin beklediğini ortaya koyabilmektir. Bu kapsamda çalışmamızın birinci bölümünde; Ortak Tarım Politikasının oluşumu, bileşenleri ve bu konudaki reformlar incelenmiştir.

 

            İkinci ve son bölümde ise Türkiye-AB ilişkileri tarımsal boyutta incelenmiş, Türk Tarımının genel çerçevesi çizilerek Türkiye ve AB’de tarımsal yapı ve politikalar arasındaki farklar karşılaştırmalı bir analizle değerlendirilmiştir.

 

 

II- AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ORTAK TARIM POLİTİKASI

            Avrupa topluluğunu oluşturan ülkeler bir çok alanda ortak politikalar benimsemişlerdir. Bu politikalar kapsamına tarım politikasının alınması önceleri tartışma konusu olmasına rağmen daha sonra bu politika topluluk gündeminde önemli bir yer tutmuştur.

 

            Üye ülkeler, AB’nin kurulduğu yıllarda tarımda ulusal politikalar uygulamak yerine ortak politikalar oluşturmayı tercih etmişlerdir.

Bu tercihte:

·         İkinci Dünya savaşı sırasında Avrupa’da yaşanan kıtlık dolayısıyla gıda arzının devamlılığını sağlama,

·         Savaş sonrasında AB’nin nüfusunun önemli bir bölümünü (aktif nüfusun %20’si) oluşturulan tarım sektörünün gelir seviyesinin korunması ve Avrupa ekonomik bütünleşmesinin,toplumun önemli bir kesimini ilgilendiren sorunlara yeterince eğilmediği sürece başarılı olamayacağı,

·         Üye ülkelerin ulusal tarım politikaları arasındaki farklılıkların sadece koordinasyonla giderilemeyeceği,

·         Üye ülkeler arasında diğer sektörlerde olduğu gibi bir gümrük birliği oluşturulmasının piyasa mekanizmaları arasındaki farkların giderilmesinde yeterli olamayacağı, yönünde bazı görüşler etkili olmuştur. Ayrıca Avrupa entegrasyonunun baş mimarı olan Almanya ve Fransa arasında çıkar ayrılıkları da bu oluşumda önemli rol oynamıştır. AB kurulmadan önce yapılan görüşmelerde Almanya, bir gümrük birliği oluşturulması ve sanayi mallarının serbest dolaşımının sağlanmasını savunmuştur. Çünkü bu ülkenin sanayi sektörü oldukça gelişmiş durumdaydı.

 

            Buna karşılık toplam nüfusunun %25’i tarım sektöründe çalışan Fransa sanayi malları için oluşturulacak gümrük birliğinin meydana getireceği rekabet ortamında Almanya karşısında dezavantajlı duruma düşebileceği endişesiyle üye ülkelerin pazarlarının tarım ürünlerine de açılması gerektiği konusunda ısrarlı davranmıştır. Diğer bir ifadeyle her iki ülke arasında çıkar çatışması ve Fransa’nın bu konudaki ısrarının da ortak bir tarım politikası uygulanmasında etkili olduğu ifade edilebilir. Ortak Tarım Politikasının (OTP) tercihinde etkili olan bir diğer neden ise tarımda ulusal politikaların uygulanması durumunda tarıma dayalı sanayi ürünlerinin de (gıda sanayi gibi) AB içinde serbest dolaşımının tam olarak sağlanamayacağı ve rekabetin bozulacağı endişesidir. Yukarıda belirtilen etmenlerin bir araya gelmesi neticesinde Avrupa’daki tarım sektörü için ortak bir politika belirlenmesi kararlaştırılmış, böylece 1 Ocak 1958 yılında yürürlüğe girerek Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Anlaşması ile OTP’nin yasal temeli oluşturularak amaçları ve ilkeleri belirlenmiştir. Roma Anlaşmasında yer alan hedefleri uygulamaya koymak üzere de 1958 yılı Temmuz ayında Stresa Konferansı ile başlayan çalışmalar, 1960 yılında Topluluk Bakanlar Konseyi’nin politika ilkelerini benimsemesiyle sonuçlanmıştır. İlk ortak piyasa düzeni, 1962 yılında tahıl sektöründe yürürlüğe girmiştir. [1]

 

            1962 yılında uygulamaya konulan Ortak Tarım Politikası (OTP), tarımsal ürünlerin topluluk pazarında serbest rekabet şartlarına göre satılmasını öngörmekle beraber, fiyatlarda görülen dalgalanmalar nedeniyle, gerektiğinde piyasaya müdahale olanağını da vermektedir. Bundan anlaşılacağı üzere OTP ile bir yandan fiyatlar arz ve talebi ayarlayan bir faktör olarak ele alınmak suretiyle serbest rekabet esaslarından hareket edilmekte, diğer yandan iç piyasaların dış piyasalar karşısında korunması için çeşitli müdahale tedbirlerine başvurulmaktadır.[2]

 

            OTP’nin bir gereği olarak üye ülkeler ulusal konuların bazılarında özellikle yasama ve yürütme konularında yetkilerinin bir kısmını Birliğin Organlarına devrettikleri için tarım konusunda bağımsız politikalar uygulayamamakta ve birliğin aldığı kararlara uymak zorunda kalmaktadırlar.

 

 

1.AB ORTAK TARIM POLİTİKASININ BİLEŞENLERİ

1.1. AB Ortak Tarım Politikasının Amaçları

OTP’nin amaçları Roma Anlaşmasında şu şekilde belirtilmiştir: [3]

·         Tarım sektöründe verimliliğin arttırılması; AT tarımsal ürün fazlalıkları nedeniyle bazı ürünlerin üretiminde ekstansif tarıma geçerek tarımda verimliliği arttırmayı amaçlamaktadır. Burada, ekstansif tarımdan kasıt, üretilen ürünü daha düşük maliyetle üretebilmektir.

·         Gıda maddelerinin temininin gün geçtikçe artan bir şekilde garanti altına alınması,

·         Ölçülü tüketici fiyatlarının oluşturulması,

·         Tarımsal nüfusa, fert başına geliri arttırmak suretiyle insan onuruna yakışır bir yaşam düzeyinin sağlanması,

·         Tarımsal pazarların ve topluluk içi tarımsal ticaretin yaygınlaştırılması,

·         Çevrenin korunması,

·         Topluluğun dünya ticaretine uyumunun sağlanması,

·         Dünyadaki açlık sorunun çözümüne katkıda bulunulması

 

            Tarım ürünleri fiyatlarını bütün üye ülkelerde eşitleyerek, fiyatların üye ülkeler arasında haksız rekabete yol açmasının önüne geçmek ve tüketicilere daha gerçekçi ve uygun fiyatlar sunmak [4] OTP’nin diğer amaçları arasındadır. OTP’nin belirtilen amaçlarına ulaşmak için gerekli düzenlemeler ise şu şekilde belirtilmiştir: [5]

Üye devletlerin öngörülen bir geçiş döneminden sonra, OTP‘nin amaçlarını belirli aşamalarda gerçekleştirmeleri,

Tarımsal pazarların ortak düzenlemesi ve işleyişinin sağlanması,

Ortak piyasa düzeni çerçevesinde fiyat düzenlemeleri, müdahale yöntemleri,ihracata vergi iadesi, ithalâta prelevman gibi dışa karşı korunma önlemlerinin alınması,

Ortak düzenin amacına ulaşmasını sağlamak üzere finansman fonlarının teşkil edilmesi.

 

 

1.2. AB Ortak Tarım Politikasının Prensipleri

            Toplulukta, tarımsal üretimi arttırmak, üreticilere daha iyi bir yaşam seviyesi oluşturmak ve piyasaları istikrara kavuşturarak arzın devamlılığını sağlamak hedeflerini gerçekleştirmek üzere, 1960 yılında tesis edilen Ortak Tarım Politikası üç ana prensibe dayandırılmıştır:

·         Topluluk tercihi,

·         Ortak bir pazar kurulması,

·         Malî dayanışma.

Bu üç prensip çerçevesinde, her bir sektör için tesis edilen "Ortak Piyasa Düzenleri" yoluyla tarımsal ürünlerin üretimi, desteklenmesi, dış ticaretine ilişkin politikalar yürütülmektedir. Söz konusu piyasa düzenleri; fiyat ve müdahale, Topluluk içi serbest dolaşım, üçüncü ülkelerle ticaret, rekabet ve finansman politikalarını içermektedir. [6]

 

            Tek Pazar ilkesi ile tarım ürünlerinin OTP kapsamında üye ülkelerde serbest dolaşımı amaçlanmıştır. Topluluk Tercihi ilkesi ile hedeflenen Topluluk içi piyasalarda ve Topluluk sınırlarında, üye ülkeler tarafından üretilen tarım ürünlerine öncelikli bir rejim uygulamaktır. Malî Dayanışma ilkesi, diğer iki ilke çerçevesinde uygulanacak olan ortak politika doğrultusunda yapılacak harcamaların, ortaklaşa oluşturulan bir bütçeden ve AB üyesi ülkelerin tamamının katkısı ile karşılanmasını hedeflemektedir. [7]

 

 

1.3. Ortak Tarım Politikasının Fiyat Politikaları

1.3.1. İç Piyasada Ortak Fiyat Politikası

            Bu politika, uygulandıkları ortak piyasa düzenine göre hedef veya müdahale olarak adlandırılan başlıca iki ayrı fiyatla gerçekleştirilmektedir. Hedef Fiyat, üreticilerin gelir düzeyini mümkün olan en makul seviyede tutacak olan tavan fiyatı saptayarak, aynı zamanda tüketicilerin de aşırı fiyat artışlarına karşı korunması amacıyla belirlenen fiyattır. [8] Bu fiyat, üretici için arzu edilen gelir seviyesini göstermektedir.

 

            Müdahale Fiyatı, fiyatların belirlenen hedef fiyatın altına düşmesi durumunda, üreticilere sağlanan en düşük garanti seviyesini ifade eden taban fiyattır. Geri çekme fiyatı, üretici kuruluşların, bazı meyve ve sebzelerde oluşan arz fazlasını piyasadan çekme fiyatıdır. Satın alma fiyatı, devlet kurumlarının, ürünleri piyasadan satın alış fiyatıdır. [9]

 

 

1.3.2. Dış Piyasaya Yönelik Fiyat Politikaları

            İthalât politikası kapsamında ithal edilen ürünlerin AB piyasasına girebileceği en düşük fiyat olan eşik fiyat belirlenmektedir. İhracat politikası kapsamında , fiyatları dünya fiyatlarının üstünde seyreden Birlik ürünlerinin ihracatını teşvik etmek için ihracatçılara, dünya fiyatları ile müdahale fiyatları arasındaki farkın ödenmesi anlamına gelen ihracat iadesi adlı prim ödenmektedir. Yukarıda sıralanan fiyat politikaları dışında çiftçiler, doğrudan ödemeler ile desteklenmektedir. [10] Eşik fiyat, Topluluk içinde elde edilmesi arzu edilen "hedef fiyat" seviyesini etkilemeyecek bir düzeyde belirlenmektedir.

 

 

2. ORTAK TARIM POLİTİKASININ SONUÇLARI VE REFORMU

2.1. Ortak Tarım Politikasının Sonuçları

            Ortak tarım politikasında hedeflenen amaçların gerçekleşmesine paralel olarak bir takım olumsuz sonuçlar meydana gelmiştir. Söz konusu politika bu yönüyle pek çok eleştiriye maruz kalmıştır.

 

OTP’nin olumsuz sonuçları şu şekilde açıklanabilir: [11]

Ürün fazlalıkları:

AB OTP’sinin oluşturulma nedenlerinin başında, AB’nin tarımsal üretimde kendine yeterli olamaması geliyordu. Bu nedenle, oluşturulan politika mekanizmaları, üretim artışlarının sağlanmasına yönelik olmuştur. Üretimi arttırmak için izlenen politikaların yıldan yıla artan maliyetlerinin yanında, iç piyasada tüketilemeyen ürünlerin biriktirilmesi sonucunu doğurmuştur. Bu gelişmelerin doğal bir sonucu olarak Topluluk tarım ürünleri stokları, tarihin en yüksek miktarlarına ulaşmıştır. “1973-88 döneminde tarımsal üretim yıllık %2 oranında artarken, iç tüketim yıllık olarak ancak %0,5 artmıştır. Böylece ortaya çıkan fazlalıkların stoklanması ciddi sorunlara sebep olmuştur.” [12]

 

Maliyet artışı:

Üretimin arttırılmasına yönelik çabalar, doğal olarak maliyetlerin de artmasına yol açmıştır. Bunun yanında, Topluluğun zaman içinde büyümesi da daha önceden öngörülmeyen bazı sorunları beraberinde getirmiş ve OTP’nin Topluluğa maliyeti daha da arttırmıştır.

 

Bölgeler arası gelir farklılıklarının ortaya çıkması:

OTP çerçevesinde ürünlere göre farklı desteklemeler sağlandığından farklı ürün yetiştiricileri ve bölgeler arasında gelir farklılıkları ortaya çıkmıştır.

 

Genel refah kaybı:

Topluluk kaynaklarının önemli bir miktarının daha fazla ekonomik getirisi olan faaliyetler yerine tarım sektörüne harcanmasının, genel bir refah kaybına neden olduğu da sık sık dile getirilen argümanlar arasındadır. Ayrıca bir yandan üreticiler desteklenirken, tüketicilerin zaman zaman yüksek fiyatlarla karşılaşması da istenmeyen etkilerden biridir.

 

Dünya ticaretine olumsuz etki:

OTP ile ortaya çıkan yan etkilerden biri de Topluluğun tarım ürünleri ihracatında destekleyici, ithalâtında ise koruyucu bir politika izlemesi nedeniyle diğer tarım ürünleri ihracatçısı ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini olumsuz yönde etkilemesidir.

 

Çevre tahribatı:

OTP gereğince, tarım ürünlerine yıllardır uygulanmakta olan yüksek destekleme fiyatları nedeniyle tarımsal üretim artmış ancak bu durum çevrenin tahrip edilmesine sebep olmuştur.

 

Sonuç olarak kısaca şu değerlendirme yapılabilir:

·         RA’da belirtilen amaçlara ulaşılmıştır.

·         Topluluk için maliyeti yüksek bir politika olmuştur.

·         OTP zaman içerisinde iki temel sorunla karşılaşmıştır: Üretim fazlası ve bütçe maliyeti. [13]

 

 

2.2. Ortak Tarım Politikasında Reform Gereği

            Ortak Tarım Politikası işleyiş mekanizması ile ortak piyasa düzeninin kurulmasından günümüze dek sürekli değişim göstermiştir. Bu değişmeleri gerekli kılan bazı gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir. Bilindiği gibi başlangıçta OTP kapsamında alınan tedbirler, tarımsal üretimin güvenliğinin sağlanması ve gıda açığının kapatılması amacına yöneliktir. OTP’nin oluşturduğu yıllarda tarımsal üretimde kendine yeterli olmayan AB kısa sürede tarımsal ürün ihracatında dünya pazarında ABD’den sonra ikinci sıraya yerleşmiştir.

 

            Kendi kendine yeterliliğin sağlanmasından sonra da üretim artışının devam etmesi ve iç ve dış pazarlarda pazarlanmasında sorunlar yaşanması bazı ürünlerde stokları da beraberinde getirmiştir. 1973-88 döneminde iç tüketim %0,5 oranında artarken tarımsal üretimde kaydedilen artış %2 oranında gerçekleşmiştir. Üretimin tüketimden daha fazla oranda artması stokları kaçınılmaz kılmıştır. 1991 yılı bütçesinde stoklama harcamaları için ayrılan miktar 6,4 milyar ECU’ye ulaşmıştır. [14] Tablo 1’de AB tarım ürünleri stok durumu yıllar itibari ile verilmiştir.

 

Tablo 1: Topluluğun Tarımsal Ürün Stokları (Milyon Ton)

Ürünler

1976

1981

1983

1984

1985

1987

1989

1991

1994

1995

1996

Tahıllar

1313

4194

9541

9393

18647

10506

8608

17237

12409

5524

1209

Zeytinyağı

43

140

121

167

75

311

131

18

88

32

12

Tütün

19

30

30

14

15

42

78

107

13

-

0,1

Alkol

-

-

-

-

501

1688

3568

2400

3127

1018

873

Süt Tozu

895

298

957

773

514

594

22

416

73

14

125

Tereyağı

148

14

686

973

1018

888

5

266

59

20

39

Sığır Dana Eti

310

210

390

595

803

736

158

1010

162

18

434

Kaynak: Ebru Ekeman, 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde Ortak Tarım Politikası, IKV Yayını, No:158, Eylül 1999.

 

            Yukarıda yer alan çizelgeden de görüldüğü gibi bazı ürünlerin stoklarında azalma söz konusudur. Bu azalış, söz konusu ürünlere olan dış talebin artışı ve OTP’de yapılan reformlar ile yakından ilişkilidir. Tarımsal ürünlerde kontrolsüz üretim artışı nedeniyle müdahale kurullarında oluşan stoklar özellikle 1980 sonrasında OTP’nin en önemli sorunu haline gelmiştir. AB bütçesinden fiyat destekleri ve stoklama giderleri ile stokları eritebilmek amacıyla ihracatı arttırmak için ihracat iadelerinin artması OTP’nin malî külfetini ağırlaştırmıştır. [15] Saydığımız bu genel nedenler sonucunda OTP’da reform gereği duyulmuştur.

 

 

2.3.Yapılan Reformlar

            OTP’de ilk reform girişimi, 1968 yılında hazırlanan ve Mansholt Planı olarak bilinen memorandumdur. İlk kez bu plan çerçevesinde üye ülkelerin tarım sektörlerinde uyum sağlamaya yönelik tedbirler içeren politikalar ortaya konmaktadır.

 

            Yapılan tüm çalışmalar sonucunda tarım sektöründe bazı olumlu gelişmeler sağlanmış, tarımsal sektörde yatırımlar artmış, istihdam azaltılabilmiştir. Bu olumlu gelişmeler yanında uygulanan OTP üretim fazlalıklarını, bütçe maliyetinin yükselmesi ve üretici gelirlerinde azalma sorunlarını da beraberinde getirmiştir.

 

            OTP ile Avrupa’daki tarımsal üretimin miktarı ve tarım sektörünün gelirleri ciddi anlamda artarken, 1980’li yıllara gelindiğinde bu kez de ürün fazlalığı sorunu ortaya çıkmış ve 1985 yılında hazırlanan Yeşil Kitap’ta öngörüldüğü gibi üretimin ve tarımsal harcamaların kısılması yönünde bir politika belirlenmiştir. [16] Yeşil Kitap temelinde başlatılan tartışmalar Komisyonun 18 Aralık 1985 tarihli memorandumunda ortaya konulan prensiplerle sonuçlanmış ve bu prensipler çerçevesinde piyasa düzenlerinde reform yapılmıştır. Şubat 1988 tarihli Avrupa Konseyinde dengeleyiciler kavramı ortaya konmuştur. Bu reformların genel olarak amaçları;üretimin belli bir eşiği aşması halinde destekleme fiyatlarının düşürülmesi, üreticilerin, harcamaların finansmanına katkısının arttırılması, müdahale sisteminin getirdiği garantilerin azaltılmasıdır. Ancak dengeleyiciler politikası da OTP’nin sorunlarının çözümünde etkili olamamıştır.

 

            1980’li yıllarda gündeme getirilen reformlar, daha önce yapılandırılan daha kapsamlı önlemler içermektedir. 1990’lı yıllara doğru, OTP reformuna hız kazandıran iç etkenler yerini dış etkenlere bırakmıştır. OTP ile sağlanan üretim artışı sonucunda topluluğun dünyanın en büyük ikinci tarım ürünleri ihracatçısı haline gelmesi OTP’den zarar gören ülkelerin eleştirilerini arttırmaya etkili olmuştur. ABD, AB’nin rakipleri ve ihracat payını arttırmayı hedefleyen ülkeler arasındaki rekabetten olumsuz etkilenen gelişmekte olan ülkeler, OTP’nin reformunda baskı unsuru olmuşlardır. Bu dönemde GATT çerçevesinde başlatılan Uruguay Raundu görüşmelerinde bu ülkelerin baskıları sonucu AB, 1992 yılında OTP tarihinin en kapsamlı reformunu yapmıştır. Nitekim 1992 yılında gerçekleştirilen MacSharry düzenlemeleri ile çiftçiye sağlanan destekler, fiyat desteklerinden çok, çiftçinin mevcut gelir düzeyini sürdürmesine imkan sağlayacak hale getirilmiştir. [17]

 

            AB Tarım Bakanları Konseyi, 26 Haziran 2003 tarihinde yapılan bir toplantıda, Ortak Tarım Politikası’nda köklü değişiklikler yapılmasını kararlaştırmışlardır. Alınan kararla birlikte, AB’nin tarımsal desteklerinin büyük bölümü üretimden bağımsız bir şekilde kullandırılacak ve çiftçilere istedikleri ürünleri üretme imkanı sağlanacaktır. Üye ülkeler, tarımsal üretimde sürekliliğin sağlanması için destekler ile üretim arasında sınırlı ölçüde bir bağlantı kurabileceklerdir. Ayrıca, büyük çiftliklere yapılan doğrudan destekler azaltılarak kırsal kalkınma politikası kapsamında çevre, kalite ya da hayvan refahı için yapılan desteklere daha fazla ödenek tahsis edilecektir. Reformlar ile birlikte, AB’de yerleşik çiftçilere üretimden bağımsız olarak tek bir ödeme sistemi oluşturulacak ve ödeme koşulları gıda güvenliği, hayvan refahı ve çevre korunması gibi faktörlere bağlanacaktır. Tek ödeme sistemi 2005 yılında başlayacak ve üye ülkelerin geçiş dönemi talep etmeleri halinde, bu süreç en geç 2007 yılında tamamlanacaktır. [18] Genel olarak değerlendirildiğinde, reform uygulanmaları ile fiyat desteklemelerinin giderek üreticilere doğrudan gelir yardımlarına dönüştürüldüğü görülmektedir. Doğrudan gelir yardımları, desteklemeden ziyade, vazgeçilen üretime ve dolayısıyla gelir kaybına karşı telafi edici tazminatlar şeklinde verildiğinden yeni stoklara yol açmayacaktır. Yapılan reform ile piyasaya müdahaleler mümkün olabilen asgari seviyeye çekilmeye çalışılmıştır.

 

 

III. TÜRKİYE’NİN TARIMSAL YAPISI VE ÜRETİMİ

            Tarım sektörü,Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesinde önemli görevler üstlenmiştir. Uzun yıllar Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan tarım sektörü 2000’li yıllara; milli gelire yaptığı %14, toplam istihdama %45 katkı ile girmektedir.

 

            Türkiye, kalkınma planlarında tarımda üretim artışının sağlanması esas amaç olarak belirlenmiş, bunun yanında kırsal kesimde yaşayanların gelir düzeylerinin iyileştirilmesi ve bölgesel farklılıkların giderilmesi de öngörülmüştür. Türkiye’de besin maddeleri üretimi yönünden ciddi sorunlar olmamasına rağmen tarımın diğer sektörlere göre nispi geriliği devam etmektedir. [19] Türkiye, 78 milyon hektar yüzölçümü ile Akdeniz’in doğu kesimi ve Asya’nın güney-batı bölgesinde yer almaktadır. Bu alanın %26’sını ormanlar, %16’sını çayır ve mer’a alanları, %35’ini tarım alanları oluşturmaktadır. Türkiye; yazları sıcak ve kurak, kışları uzun ve soğuk iklimi yanında, her mevsim sürekli yağış olan nemli bölgeleri olduğu gibi, Akdeniz’in yarı tropik ılıman iklimine de sahiptir. Bu coğrafik yapı ve uygun ekolojik koşullar nedeniyle, tarımsal üretimde miktar ve ürün çeşitliliği yönünden büyük ve seçenekli bir potansiyeli vardır. Ortalama yıllık 643 mm. yağış alan Türkiye’de, uygun su kaynağı olarak 14 300 km2 göl ve nehir alanları bulunmaktadır. 28 milyon hektarlık tarım arazisinin, ekonomik olarak sulanabilir özellikte olan 8,5 milyon hektar alanın, ancak 4,7 milyon hektarı sulanabilmektedir. Güney Doğu Anadolu Projesi’nin (GAP) tümüyle devreye girmesiyle 1,7 milyon hektarlık ek alan sulamaya açılmış olacaktır. [20]

 

 

1. Tarımın GSMH İçindeki Payı

            Türkiye’de tarımsal üretim devamlı olarak artış göstermiş olmakla beraber, diğer sektörlerdeki yüksek oranlı büyümeler nedeniyle ekonomimiz içindeki payı azalmıştır. Tarımsal üretim, Türkiye’de zamanla artan bir trende sahiptir. 1925’den 1985’e 60 yıl içinde tarım sektörü katma değerinde yıllık ortalama artış hızı yaklaşık %4,2 dolayında olmuştur. Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşu sırasında, tarım kesimi hakim üretim sektörünü oluşturmaktaydı. 1927 sayımına göre aktif nüfusun %80’den fazlası tarımla uğraşıyordu. 1925 yılında toplam ihracatın yaklaşık %82’sini tarım ürünleri oluşturmaktaydı.[21] O dönemde yapılan “geçimlik tarım”dı ve tarım kesiminde çalışan nüfusun GSMH’deki payları ancak %46,7’ye ulaşabiliyordu. Türk tarımı 1950’lerden bu yana sürekli bir değişim ve gelişme sürecine girmiş, yeni teknoloji ve organizasyonların üretim sürecine girmesiyle işbölümü ve ihtisaslaşma gelişmiş, pazarlanan ürün miktarı artmıştır.

 

            Türkiye’de tarım sektörünün Milli Gelir içindeki payı zamanla düşmüştür.1927 yılında %67 olan bu pay , 1950’de %52’ye yani milli gelirin yarısına inmiştir. 1950-1960 arasında Milli Gelir (MG) içindeki pay, tarımın süratli olarak gelişmesine rağmen sanayinin gelişme hızının daha yüksek olmasından dolayı gerilemiş %42’ye inmiştir.1960’da GSMH’deki pay %40 olmuştur. Tarımın gerek MG gerek GSYİH ve GSMH içindeki payı 1960’dan sonra da gerilemiştir. 1980 yılında GSYİH’nin %23,9, GSMH’nin %21,8’ni oluşturmuştur. 1988 yılında bu süreç devam etmiş ve daha da düşerek sabit fiyatlarla GSMH ve GSYİH için yaklaşık olarak %19,7 olmuştur. [22] Tarımın GSMH’deki payı 1992’de sabit fiyatlarla %12 civarında olmuştur.

 

            İstihdamda %50’ye varan bir paya sahip olan bu sektörün ekonomik gelişmesini sadece bu rakamlara bağlamak yanıltıcı olabilir. Bunu yerine tarımda elde edilen katma değerin sanayiye oranla azlığı, iç ticaret hadlerinin tarım aleyhine geliştiği göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılması daha akılcı olabilir. [23] Tarımın GSYİH’deki payı 1995 yılında yaklaşık %15 olmuştur. Bunun 2000 yılında %13,5 ve daha altında olması hedeflenmiştir. 1995-2000 yılları arasında tarımda yıllık üretim artışı %2,9-3,7 olarak hedef alınmaktadır. Bu oran sanayide %6-8, hizmetlerde ise %4,4-6,8 arasındadır. Tarım sektörünün planlı dönemde yatırımlardan aldığı pay %15’leri bulmuştur.1980 sonrasında sabit sermaye yatırımları içindeki pay %15’lere varmıştır. Ancak son yıllarda bu oran %8’ler civarındadır. Teşvikler ise çok az ve yetersizdir. [24] Tablo 2’de tarım sektörünün 2000 yılına kadar geçen sürede yıllar itibariyle GSMH içindeki payı gösterilmektedir.

 

Tablo 2: Sabit Fiyatlarla Gayri Safi Milli Hasıla (Milyar TL)

SEKTÖRLER

1996

1997

1998

1999

2000

Tarım

15 284

14 927

16 176

15 369

16 005

Sanayi