ORTAK TARIM POLİTİKASI ÇERÇEVESİNDE AB VE TÜRKİYE
TARIMININ KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZİ
İÇİNDEKİLER:
I- GİRİŞ
II-
AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ORTAK TARIM POLİTİKASI
1.AB
ORTAK TARIM POLİTİKASININ BİLEŞENLERİ
1.1. AB
Ortak Tarım Politikasının Amaçları
1.2. AB
Ortak Tarım Politikasının Prensipleri
1.3.
Ortak Tarım Politikasının Fiyat Politikaları
1.3.1.
İç Piyasada Ortak Fiyat Politikası
1.3.2.
Dış Piyasaya Yönelik Fiyat Politikaları
2. ORTAK
TARIM POLİTİKASININ SONUÇLARI VE REFORMU
2.1.
Ortak Tarım Politikasının Sonuçları
2.2. Ortak Tarım Politikasında Reform Gereği
2.3.Yapılan Reformlar
III. TÜRKİYE’NİN TARIMSAL YAPISI VE ÜRETİMİ
1. Tarımın GSMH İçindeki Payı
2. Tarımın İstihdam İçindeki Payı
3. Tarımın Dış Ticaret İçindeki Payı
4.Tarımsal Kişi Başına Gelir Açısından
IV. TÜRKİYE’DE TARIMSAL DESTEKLEME POLİTİKALARI
V. TÜRKİYE VE AB TARIMININ KARŞILAŞTIRMASI
1. Verimlilik Karşılaştırması
1.1. İş Gücü Verimliliği
1.2. Üretim Verimliliği Karşılaştırması
VI. SONUÇ VE ÖNERİLER
I- GİRİŞ
Tarımsal üretim insanlık tarihinin en eski üretim
faaliyetidir ve dünyada ilk ve köklü politikalar da yine tarım alanında
geliştirilmiştir. Besin maddelerinin kaynağı olduğu için tarımsal üretim her
dönemde stratejik önemini de korumuştur.
Ülkeler tarih boyunca tarım konusunda politikalar
oluşturmuş ve tarımda dışa bağımlılığı azaltmayı ve kendi kendine yeterliliği
sağlamayı hedef edinmişlerdir. Belirlenen bu hedefler tarım sektörünün
desteklenmesini zorunlu kılmıştır. Bunun sonucunda dünyada devlet müdahalesinin
en yoğun olduğu sektör tarım sektörü, destek ve koruma düzeyi en yüksek
politikalar da bu sektöre yönelik politikalar olmuştur.
Tarım sektörü ve bu sektöre yönelik politikalar, Avrupa
Birliği’nin de temel taşlarından birisidir ve ilk ortak politika Ortak Tarım
Politikası adı altında bu sektöre yönelik olarak belirlenmiştir.
Ancak Ortak Tarım Politikası, Topluluğun diğer ortak
politikaları gibi gümrük birliğine dayalı bir ekonomik bütünleşme modeline
dayanmamaktadır. Ortak Tarım Politikası ile üye devletlerin tarım politikaları
ortak bir çerçevede yönetilmektedir. Ayrıca bu politika, Birliğin piyasalarında
destekleyici, üye olmayan ülkelere karşı koruyucu bir yapıya sahiptir.
Oluşturulduğu ilk yıllarda Birlik bütçesinden yaklaşık %90 pay alan bu sektörün
günümüzde de %50’yi aşan oranda paya sahip olması Avrupa Birliği’nde (AB) Ortak
Tarım Politikasının ağırlığının bir göstergesidir.
İşte bütün bu gerçeklikler temelinde çerçevesini
oluşturduğumuz bu çalışmanın amacı AB’ne üyeliği hedeflenen Türkiye’nin tarım
sektörünü nelerin beklediğini ortaya koyabilmektir. Bu kapsamda çalışmamızın
birinci bölümünde; Ortak Tarım Politikasının oluşumu, bileşenleri ve bu
konudaki reformlar incelenmiştir.
İkinci ve son bölümde ise Türkiye-AB ilişkileri tarımsal
boyutta incelenmiş, Türk Tarımının genel çerçevesi çizilerek Türkiye ve AB’de
tarımsal yapı ve politikalar arasındaki farklar karşılaştırmalı bir analizle
değerlendirilmiştir.
II- AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ORTAK
TARIM POLİTİKASI
Avrupa topluluğunu oluşturan ülkeler bir çok alanda ortak
politikalar benimsemişlerdir. Bu politikalar kapsamına tarım politikasının
alınması önceleri tartışma konusu olmasına rağmen daha sonra bu politika topluluk
gündeminde önemli bir yer tutmuştur.
Üye ülkeler, AB’nin kurulduğu yıllarda tarımda ulusal
politikalar uygulamak yerine ortak politikalar oluşturmayı tercih etmişlerdir.
Bu tercihte:
·
İkinci Dünya savaşı sırasında Avrupa’da yaşanan kıtlık
dolayısıyla gıda arzının devamlılığını sağlama,
·
Savaş sonrasında AB’nin nüfusunun önemli bir
bölümünü (aktif nüfusun %20’si) oluşturulan tarım sektörünün gelir seviyesinin
korunması ve Avrupa ekonomik bütünleşmesinin,toplumun önemli bir kesimini ilgilendiren
sorunlara yeterince eğilmediği sürece başarılı olamayacağı,
·
Üye ülkelerin ulusal tarım politikaları arasındaki
farklılıkların sadece koordinasyonla giderilemeyeceği,
·
Üye ülkeler arasında diğer sektörlerde olduğu gibi
bir gümrük birliği oluşturulmasının piyasa mekanizmaları arasındaki farkların
giderilmesinde yeterli olamayacağı, yönünde bazı görüşler etkili olmuştur.
Ayrıca Avrupa entegrasyonunun baş mimarı olan Almanya ve Fransa arasında çıkar
ayrılıkları da bu oluşumda önemli rol oynamıştır. AB kurulmadan önce yapılan
görüşmelerde Almanya, bir gümrük birliği oluşturulması ve sanayi mallarının
serbest dolaşımının sağlanmasını savunmuştur. Çünkü bu ülkenin sanayi sektörü
oldukça gelişmiş durumdaydı.
Buna karşılık toplam nüfusunun %25’i tarım sektöründe
çalışan Fransa sanayi malları için oluşturulacak gümrük birliğinin meydana
getireceği rekabet ortamında Almanya karşısında dezavantajlı duruma
düşebileceği endişesiyle üye ülkelerin pazarlarının tarım ürünlerine de
açılması gerektiği konusunda ısrarlı davranmıştır. Diğer bir ifadeyle her iki
ülke arasında çıkar çatışması ve Fransa’nın bu konudaki ısrarının da ortak bir
tarım politikası uygulanmasında etkili olduğu ifade edilebilir. Ortak Tarım
Politikasının (OTP) tercihinde etkili olan bir diğer neden ise tarımda ulusal
politikaların uygulanması durumunda tarıma dayalı sanayi ürünlerinin de (gıda
sanayi gibi) AB içinde serbest dolaşımının tam olarak sağlanamayacağı ve
rekabetin bozulacağı endişesidir. Yukarıda belirtilen etmenlerin bir araya
gelmesi neticesinde Avrupa’daki tarım sektörü için ortak bir politika
belirlenmesi kararlaştırılmış, böylece 1 Ocak 1958 yılında yürürlüğe girerek
Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Anlaşması ile OTP’nin yasal temeli
oluşturularak amaçları ve ilkeleri belirlenmiştir. Roma Anlaşmasında yer alan
hedefleri uygulamaya koymak üzere de 1958 yılı Temmuz ayında Stresa Konferansı
ile başlayan çalışmalar, 1960 yılında Topluluk Bakanlar Konseyi’nin politika
ilkelerini benimsemesiyle sonuçlanmıştır. İlk ortak piyasa düzeni, 1962 yılında
tahıl sektöründe yürürlüğe girmiştir. [1]
1962 yılında uygulamaya konulan Ortak Tarım Politikası
(OTP), tarımsal ürünlerin topluluk pazarında serbest rekabet şartlarına göre
satılmasını öngörmekle beraber, fiyatlarda görülen dalgalanmalar nedeniyle,
gerektiğinde piyasaya müdahale olanağını da vermektedir. Bundan anlaşılacağı
üzere OTP ile bir yandan fiyatlar arz ve talebi ayarlayan bir faktör olarak ele
alınmak suretiyle serbest rekabet esaslarından hareket edilmekte, diğer yandan
iç piyasaların dış piyasalar karşısında korunması için çeşitli müdahale
tedbirlerine başvurulmaktadır.[2]
OTP’nin bir gereği olarak üye ülkeler ulusal konuların
bazılarında özellikle yasama ve yürütme konularında yetkilerinin bir kısmını
Birliğin Organlarına devrettikleri için tarım konusunda bağımsız politikalar
uygulayamamakta ve birliğin aldığı kararlara uymak zorunda kalmaktadırlar.
1.AB ORTAK TARIM POLİTİKASININ BİLEŞENLERİ
1.1. AB Ortak Tarım Politikasının Amaçları
OTP’nin amaçları Roma
Anlaşmasında şu şekilde belirtilmiştir: [3]
·
Tarım sektöründe verimliliğin arttırılması; AT
tarımsal ürün fazlalıkları nedeniyle bazı ürünlerin üretiminde ekstansif tarıma
geçerek tarımda verimliliği arttırmayı amaçlamaktadır. Burada, ekstansif
tarımdan kasıt, üretilen ürünü daha düşük maliyetle üretebilmektir.
·
Gıda maddelerinin temininin gün geçtikçe artan bir
şekilde garanti altına alınması,
·
Ölçülü tüketici fiyatlarının oluşturulması,
·
Tarımsal nüfusa, fert başına geliri arttırmak
suretiyle insan onuruna yakışır bir yaşam düzeyinin sağlanması,
·
Tarımsal pazarların ve topluluk içi tarımsal
ticaretin yaygınlaştırılması,
·
Çevrenin korunması,
·
Topluluğun dünya ticaretine uyumunun sağlanması,
·
Dünyadaki açlık sorunun çözümüne katkıda
bulunulması
Tarım ürünleri fiyatlarını bütün üye ülkelerde
eşitleyerek, fiyatların üye ülkeler arasında haksız rekabete yol açmasının
önüne geçmek ve tüketicilere daha gerçekçi ve uygun fiyatlar sunmak [4] OTP’nin
diğer amaçları arasındadır. OTP’nin belirtilen amaçlarına ulaşmak için gerekli
düzenlemeler ise şu şekilde belirtilmiştir: [5]
Üye devletlerin öngörülen bir
geçiş döneminden sonra, OTP‘nin amaçlarını belirli aşamalarda
gerçekleştirmeleri,
Tarımsal pazarların ortak
düzenlemesi ve işleyişinin sağlanması,
Ortak piyasa düzeni
çerçevesinde fiyat düzenlemeleri, müdahale yöntemleri,ihracata vergi iadesi,
ithalâta prelevman gibi dışa karşı korunma önlemlerinin alınması,
Ortak düzenin amacına
ulaşmasını sağlamak üzere finansman fonlarının teşkil edilmesi.
1.2. AB Ortak Tarım Politikasının Prensipleri
Toplulukta, tarımsal üretimi arttırmak, üreticilere daha
iyi bir yaşam seviyesi oluşturmak ve piyasaları istikrara kavuşturarak arzın
devamlılığını sağlamak hedeflerini gerçekleştirmek üzere, 1960 yılında tesis
edilen Ortak Tarım Politikası üç ana prensibe dayandırılmıştır:
·
Topluluk tercihi,
·
Ortak bir pazar kurulması,
·
Malî dayanışma.
Bu üç prensip çerçevesinde, her
bir sektör için tesis edilen "Ortak Piyasa Düzenleri" yoluyla
tarımsal ürünlerin üretimi, desteklenmesi, dış ticaretine ilişkin politikalar
yürütülmektedir. Söz konusu piyasa düzenleri; fiyat ve müdahale, Topluluk içi
serbest dolaşım, üçüncü ülkelerle ticaret, rekabet ve finansman politikalarını
içermektedir. [6]
Tek Pazar ilkesi ile tarım ürünlerinin OTP kapsamında üye
ülkelerde serbest dolaşımı amaçlanmıştır. Topluluk Tercihi ilkesi ile
hedeflenen Topluluk içi piyasalarda ve Topluluk sınırlarında, üye ülkeler
tarafından üretilen tarım ürünlerine öncelikli bir rejim uygulamaktır. Malî
Dayanışma ilkesi, diğer iki ilke çerçevesinde uygulanacak olan ortak politika
doğrultusunda yapılacak harcamaların, ortaklaşa oluşturulan bir bütçeden ve AB
üyesi ülkelerin tamamının katkısı ile karşılanmasını hedeflemektedir. [7]
1.3. Ortak Tarım Politikasının Fiyat Politikaları
1.3.1. İç Piyasada Ortak Fiyat Politikası
Bu politika, uygulandıkları ortak piyasa düzenine göre
hedef veya müdahale olarak adlandırılan başlıca iki ayrı fiyatla
gerçekleştirilmektedir. Hedef Fiyat, üreticilerin gelir düzeyini mümkün olan en
makul seviyede tutacak olan tavan fiyatı saptayarak, aynı zamanda tüketicilerin
de aşırı fiyat artışlarına karşı korunması amacıyla belirlenen fiyattır. [8] Bu
fiyat, üretici için arzu edilen gelir seviyesini göstermektedir.
Müdahale Fiyatı, fiyatların belirlenen hedef fiyatın
altına düşmesi durumunda, üreticilere sağlanan en düşük garanti seviyesini
ifade eden taban fiyattır. Geri çekme fiyatı, üretici kuruluşların, bazı meyve
ve sebzelerde oluşan arz fazlasını piyasadan çekme fiyatıdır. Satın alma
fiyatı, devlet kurumlarının, ürünleri piyasadan satın alış fiyatıdır. [9]
1.3.2. Dış Piyasaya Yönelik Fiyat Politikaları
İthalât politikası kapsamında ithal edilen ürünlerin AB
piyasasına girebileceği en düşük fiyat olan eşik fiyat belirlenmektedir.
İhracat politikası kapsamında , fiyatları dünya fiyatlarının üstünde seyreden
Birlik ürünlerinin ihracatını teşvik etmek için ihracatçılara, dünya fiyatları
ile müdahale fiyatları arasındaki farkın ödenmesi anlamına gelen ihracat iadesi
adlı prim ödenmektedir. Yukarıda sıralanan fiyat politikaları dışında
çiftçiler, doğrudan ödemeler ile desteklenmektedir. [10] Eşik fiyat, Topluluk
içinde elde edilmesi arzu edilen "hedef fiyat" seviyesini
etkilemeyecek bir düzeyde belirlenmektedir.
2. ORTAK TARIM POLİTİKASININ SONUÇLARI VE REFORMU
2.1. Ortak Tarım Politikasının Sonuçları
Ortak tarım politikasında hedeflenen amaçların
gerçekleşmesine paralel olarak bir takım olumsuz sonuçlar meydana gelmiştir.
Söz konusu politika bu yönüyle pek çok eleştiriye maruz kalmıştır.
OTP’nin olumsuz sonuçları şu
şekilde açıklanabilir: [11]
Ürün fazlalıkları:
AB OTP’sinin oluşturulma
nedenlerinin başında, AB’nin tarımsal üretimde kendine yeterli olamaması
geliyordu. Bu nedenle, oluşturulan politika mekanizmaları, üretim artışlarının
sağlanmasına yönelik olmuştur. Üretimi arttırmak için izlenen politikaların
yıldan yıla artan maliyetlerinin yanında, iç piyasada tüketilemeyen ürünlerin
biriktirilmesi sonucunu doğurmuştur. Bu gelişmelerin doğal bir sonucu olarak Topluluk
tarım ürünleri stokları, tarihin en yüksek miktarlarına ulaşmıştır. “1973-88
döneminde tarımsal üretim yıllık %2 oranında artarken, iç tüketim yıllık olarak
ancak %0,5 artmıştır. Böylece ortaya çıkan fazlalıkların stoklanması ciddi
sorunlara sebep olmuştur.” [12]
Maliyet artışı:
Üretimin arttırılmasına yönelik
çabalar, doğal olarak maliyetlerin de artmasına yol açmıştır. Bunun yanında,
Topluluğun zaman içinde büyümesi da daha önceden öngörülmeyen bazı sorunları
beraberinde getirmiş ve OTP’nin Topluluğa maliyeti daha da arttırmıştır.
Bölgeler arası gelir farklılıklarının ortaya çıkması:
OTP çerçevesinde ürünlere göre
farklı desteklemeler sağlandığından farklı ürün yetiştiricileri ve bölgeler
arasında gelir farklılıkları ortaya çıkmıştır.
Genel refah kaybı:
Topluluk kaynaklarının önemli
bir miktarının daha fazla ekonomik getirisi olan faaliyetler yerine tarım
sektörüne harcanmasının, genel bir refah kaybına neden olduğu da sık sık dile
getirilen argümanlar arasındadır. Ayrıca bir yandan üreticiler desteklenirken,
tüketicilerin zaman zaman yüksek fiyatlarla karşılaşması da istenmeyen
etkilerden biridir.
Dünya ticaretine olumsuz etki:
OTP ile ortaya çıkan yan
etkilerden biri de Topluluğun tarım ürünleri ihracatında destekleyici,
ithalâtında ise koruyucu bir politika izlemesi nedeniyle diğer tarım ürünleri
ihracatçısı ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini olumsuz yönde
etkilemesidir.
Çevre tahribatı:
OTP gereğince, tarım ürünlerine
yıllardır uygulanmakta olan yüksek destekleme fiyatları nedeniyle tarımsal
üretim artmış ancak bu durum çevrenin tahrip edilmesine sebep olmuştur.
Sonuç olarak kısaca şu
değerlendirme yapılabilir:
·
RA’da belirtilen amaçlara ulaşılmıştır.
·
Topluluk için maliyeti yüksek bir politika
olmuştur.
·
OTP zaman içerisinde iki temel sorunla
karşılaşmıştır: Üretim fazlası ve bütçe maliyeti. [13]
2.2. Ortak Tarım Politikasında Reform Gereği
Ortak Tarım Politikası işleyiş mekanizması ile ortak
piyasa düzeninin kurulmasından günümüze dek sürekli değişim göstermiştir. Bu değişmeleri
gerekli kılan bazı gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler kısaca aşağıdaki gibi
özetlenebilir. Bilindiği gibi başlangıçta OTP kapsamında alınan tedbirler,
tarımsal üretimin güvenliğinin sağlanması ve gıda açığının kapatılması amacına
yöneliktir. OTP’nin oluşturduğu yıllarda tarımsal üretimde kendine yeterli
olmayan AB kısa sürede tarımsal ürün ihracatında dünya pazarında ABD’den sonra
ikinci sıraya yerleşmiştir.
Kendi kendine yeterliliğin sağlanmasından sonra da üretim
artışının devam etmesi ve iç ve dış pazarlarda pazarlanmasında sorunlar
yaşanması bazı ürünlerde stokları da beraberinde getirmiştir. 1973-88 döneminde
iç tüketim %0,5 oranında artarken tarımsal üretimde kaydedilen artış %2
oranında gerçekleşmiştir. Üretimin tüketimden daha fazla oranda artması
stokları kaçınılmaz kılmıştır. 1991 yılı bütçesinde stoklama harcamaları için
ayrılan miktar 6,4 milyar ECU’ye ulaşmıştır. [14] Tablo 1’de AB tarım ürünleri
stok durumu yıllar itibari ile verilmiştir.
Tablo 1: Topluluğun Tarımsal Ürün Stokları (Milyon Ton)
|
Ürünler |
1976 |
1981 |
1983 |
1984 |
1985 |
1987 |
1989 |
1991 |
1994 |
1995 |
1996 |
|
Tahıllar |
1313 |
4194 |
9541 |
9393 |
18647 |
10506 |
8608 |
17237 |
12409 |
5524 |
1209 |
|
Zeytinyağı |
43 |
140 |
121 |
167 |
75 |
311 |
131 |
18 |
88 |
32 |
12 |
|
Tütün |
19 |
30 |
30 |
14 |
15 |
42 |
78 |
107 |
13 |
- |
0,1 |
|
Alkol |
- |
- |
- |
- |
501 |
1688 |
3568 |
2400 |
3127 |
1018 |
873 |
|
Süt Tozu |
895 |
298 |
957 |
773 |
514 |
594 |
22 |
416 |
73 |
14 |
125 |
|
Tereyağı |
148 |
14 |
686 |
973 |
1018 |
888 |
5 |
266 |
59 |
20 |
39 |
|
Sığır Dana Eti |
310 |
210 |
390 |
595 |
803 |
736 |
158 |
1010 |
162 |
18 |
434 |
Kaynak: Ebru Ekeman, 21. Yüzyılın Eşiğinde Avrupa Birliğinde
Ortak Tarım Politikası, IKV Yayını, No:158, Eylül 1999.
Yukarıda yer alan çizelgeden de görüldüğü gibi bazı
ürünlerin stoklarında azalma söz konusudur. Bu azalış, söz konusu ürünlere olan
dış talebin artışı ve OTP’de yapılan reformlar ile yakından ilişkilidir.
Tarımsal ürünlerde kontrolsüz üretim artışı nedeniyle müdahale kurullarında
oluşan stoklar özellikle 1980 sonrasında OTP’nin en önemli sorunu haline
gelmiştir. AB bütçesinden fiyat destekleri ve stoklama giderleri ile stokları
eritebilmek amacıyla ihracatı arttırmak için ihracat iadelerinin artması OTP’nin
malî külfetini ağırlaştırmıştır. [15] Saydığımız bu genel nedenler sonucunda
OTP’da reform gereği duyulmuştur.
2.3.Yapılan Reformlar
OTP’de ilk reform girişimi, 1968 yılında hazırlanan ve
Mansholt Planı olarak bilinen memorandumdur. İlk kez bu plan çerçevesinde üye
ülkelerin tarım sektörlerinde uyum sağlamaya yönelik tedbirler içeren
politikalar ortaya konmaktadır.
Yapılan tüm çalışmalar sonucunda tarım sektöründe bazı
olumlu gelişmeler sağlanmış, tarımsal sektörde yatırımlar artmış, istihdam
azaltılabilmiştir. Bu olumlu gelişmeler yanında uygulanan OTP üretim
fazlalıklarını, bütçe maliyetinin yükselmesi ve üretici gelirlerinde azalma
sorunlarını da beraberinde getirmiştir.
OTP ile Avrupa’daki tarımsal üretimin miktarı ve tarım
sektörünün gelirleri ciddi anlamda artarken, 1980’li yıllara gelindiğinde bu
kez de ürün fazlalığı sorunu ortaya çıkmış ve 1985 yılında hazırlanan Yeşil
Kitap’ta öngörüldüğü gibi üretimin ve tarımsal harcamaların kısılması yönünde
bir politika belirlenmiştir. [16] Yeşil Kitap temelinde başlatılan tartışmalar
Komisyonun 18 Aralık 1985 tarihli memorandumunda ortaya konulan prensiplerle
sonuçlanmış ve bu prensipler çerçevesinde piyasa düzenlerinde reform
yapılmıştır. Şubat 1988 tarihli Avrupa Konseyinde dengeleyiciler kavramı ortaya
konmuştur. Bu reformların genel olarak amaçları;üretimin belli bir eşiği aşması
halinde destekleme fiyatlarının düşürülmesi, üreticilerin, harcamaların
finansmanına katkısının arttırılması, müdahale sisteminin getirdiği
garantilerin azaltılmasıdır. Ancak dengeleyiciler politikası da OTP’nin
sorunlarının çözümünde etkili olamamıştır.
1980’li yıllarda gündeme getirilen reformlar, daha önce
yapılandırılan daha kapsamlı önlemler içermektedir. 1990’lı yıllara doğru, OTP
reformuna hız kazandıran iç etkenler yerini dış etkenlere bırakmıştır. OTP ile
sağlanan üretim artışı sonucunda topluluğun dünyanın en büyük ikinci tarım
ürünleri ihracatçısı haline gelmesi OTP’den zarar gören ülkelerin
eleştirilerini arttırmaya etkili olmuştur. ABD, AB’nin rakipleri ve ihracat
payını arttırmayı hedefleyen ülkeler arasındaki rekabetten olumsuz etkilenen
gelişmekte olan ülkeler, OTP’nin reformunda baskı unsuru olmuşlardır. Bu
dönemde GATT çerçevesinde başlatılan Uruguay Raundu görüşmelerinde bu ülkelerin
baskıları sonucu AB, 1992 yılında OTP tarihinin en kapsamlı reformunu
yapmıştır. Nitekim 1992 yılında gerçekleştirilen MacSharry düzenlemeleri ile
çiftçiye sağlanan destekler, fiyat desteklerinden çok, çiftçinin mevcut gelir
düzeyini sürdürmesine imkan sağlayacak hale getirilmiştir. [17]
AB Tarım Bakanları Konseyi, 26 Haziran 2003 tarihinde
yapılan bir toplantıda, Ortak Tarım Politikası’nda köklü değişiklikler
yapılmasını kararlaştırmışlardır. Alınan kararla birlikte, AB’nin tarımsal
desteklerinin büyük bölümü üretimden bağımsız bir şekilde kullandırılacak ve
çiftçilere istedikleri ürünleri üretme imkanı sağlanacaktır. Üye ülkeler,
tarımsal üretimde sürekliliğin sağlanması için destekler ile üretim arasında
sınırlı ölçüde bir bağlantı kurabileceklerdir. Ayrıca, büyük çiftliklere
yapılan doğrudan destekler azaltılarak kırsal kalkınma politikası kapsamında
çevre, kalite ya da hayvan refahı için yapılan desteklere daha fazla ödenek
tahsis edilecektir. Reformlar ile birlikte, AB’de yerleşik çiftçilere üretimden
bağımsız olarak tek bir ödeme sistemi oluşturulacak ve ödeme koşulları gıda
güvenliği, hayvan refahı ve çevre korunması gibi faktörlere bağlanacaktır. Tek
ödeme sistemi 2005 yılında başlayacak ve üye ülkelerin geçiş dönemi talep
etmeleri halinde, bu süreç en geç 2007 yılında tamamlanacaktır. [18] Genel
olarak değerlendirildiğinde, reform uygulanmaları ile fiyat desteklemelerinin
giderek üreticilere doğrudan gelir yardımlarına dönüştürüldüğü görülmektedir.
Doğrudan gelir yardımları, desteklemeden ziyade, vazgeçilen üretime ve dolayısıyla
gelir kaybına karşı telafi edici tazminatlar şeklinde verildiğinden yeni
stoklara yol açmayacaktır. Yapılan reform ile piyasaya müdahaleler mümkün
olabilen asgari seviyeye çekilmeye çalışılmıştır.
III. TÜRKİYE’NİN TARIMSAL
YAPISI VE ÜRETİMİ
Tarım sektörü,Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar
ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesinde önemli görevler üstlenmiştir. Uzun
yıllar Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan tarım sektörü 2000’li yıllara;
milli gelire yaptığı %14, toplam istihdama %45 katkı ile girmektedir.
Türkiye, kalkınma planlarında tarımda üretim artışının
sağlanması esas amaç olarak belirlenmiş, bunun yanında kırsal kesimde
yaşayanların gelir düzeylerinin iyileştirilmesi ve bölgesel farklılıkların
giderilmesi de öngörülmüştür. Türkiye’de besin maddeleri üretimi yönünden ciddi
sorunlar olmamasına rağmen tarımın diğer sektörlere göre nispi geriliği devam
etmektedir. [19] Türkiye, 78 milyon hektar yüzölçümü ile Akdeniz’in doğu kesimi
ve Asya’nın güney-batı bölgesinde yer almaktadır. Bu alanın %26’sını ormanlar,
%16’sını çayır ve mer’a alanları, %35’ini tarım alanları oluşturmaktadır.
Türkiye; yazları sıcak ve kurak, kışları uzun ve soğuk iklimi yanında, her
mevsim sürekli yağış olan nemli bölgeleri olduğu gibi, Akdeniz’in yarı tropik
ılıman iklimine de sahiptir. Bu coğrafik yapı ve uygun ekolojik koşullar
nedeniyle, tarımsal üretimde miktar ve ürün çeşitliliği yönünden büyük ve
seçenekli bir potansiyeli vardır. Ortalama yıllık 643 mm. yağış alan
Türkiye’de, uygun su kaynağı olarak 14 300 km2 göl ve nehir alanları
bulunmaktadır. 28 milyon hektarlık tarım arazisinin, ekonomik olarak
sulanabilir özellikte olan 8,5 milyon hektar alanın, ancak 4,7 milyon hektarı
sulanabilmektedir. Güney Doğu Anadolu Projesi’nin (GAP) tümüyle devreye
girmesiyle 1,7 milyon hektarlık ek alan sulamaya açılmış olacaktır. [20]
1. Tarımın GSMH İçindeki Payı
Türkiye’de tarımsal üretim devamlı olarak artış göstermiş
olmakla beraber, diğer sektörlerdeki yüksek oranlı büyümeler nedeniyle
ekonomimiz içindeki payı azalmıştır. Tarımsal üretim, Türkiye’de zamanla artan
bir trende sahiptir. 1925’den 1985’e 60 yıl içinde tarım sektörü katma
değerinde yıllık ortalama artış hızı yaklaşık %4,2 dolayında olmuştur.
Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşu sırasında, tarım kesimi hakim üretim sektörünü
oluşturmaktaydı. 1927 sayımına göre aktif nüfusun %80’den fazlası tarımla
uğraşıyordu. 1925 yılında toplam ihracatın yaklaşık %82’sini tarım ürünleri
oluşturmaktaydı.[21] O dönemde yapılan “geçimlik tarım”dı ve tarım kesiminde
çalışan nüfusun GSMH’deki payları ancak %46,7’ye ulaşabiliyordu. Türk tarımı
1950’lerden bu yana sürekli bir değişim ve gelişme sürecine girmiş, yeni
teknoloji ve organizasyonların üretim sürecine girmesiyle işbölümü ve
ihtisaslaşma gelişmiş, pazarlanan ürün miktarı artmıştır.
Türkiye’de tarım sektörünün Milli Gelir içindeki payı
zamanla düşmüştür.1927 yılında %67 olan bu pay , 1950’de %52’ye yani milli
gelirin yarısına inmiştir. 1950-1960 arasında Milli Gelir (MG) içindeki pay,
tarımın süratli olarak gelişmesine rağmen sanayinin gelişme hızının daha yüksek
olmasından dolayı gerilemiş %42’ye inmiştir.1960’da GSMH’deki pay %40 olmuştur.
Tarımın gerek MG gerek GSYİH ve GSMH içindeki payı 1960’dan sonra da
gerilemiştir. 1980 yılında GSYİH’nin %23,9, GSMH’nin %21,8’ni oluşturmuştur.
1988 yılında bu süreç devam etmiş ve daha da düşerek sabit fiyatlarla GSMH ve
GSYİH için yaklaşık olarak %19,7 olmuştur. [22] Tarımın GSMH’deki payı 1992’de
sabit fiyatlarla %12 civarında olmuştur.
İstihdamda %50’ye varan bir paya sahip olan bu sektörün
ekonomik gelişmesini sadece bu rakamlara bağlamak yanıltıcı olabilir. Bunu
yerine tarımda elde edilen katma değerin sanayiye oranla azlığı, iç ticaret
hadlerinin tarım aleyhine geliştiği göz önünde bulundurularak değerlendirme
yapılması daha akılcı olabilir. [23] Tarımın GSYİH’deki payı 1995 yılında
yaklaşık %15 olmuştur. Bunun 2000 yılında %13,5 ve daha altında olması
hedeflenmiştir. 1995-2000 yılları arasında tarımda yıllık üretim artışı
%2,9-3,7 olarak hedef alınmaktadır. Bu oran sanayide %6-8, hizmetlerde ise
%4,4-6,8 arasındadır. Tarım sektörünün planlı dönemde yatırımlardan aldığı pay
%15’leri bulmuştur.1980 sonrasında sabit sermaye yatırımları içindeki pay
%15’lere varmıştır. Ancak son yıllarda bu oran %8’ler civarındadır. Teşvikler
ise çok az ve yetersizdir. [24] Tablo 2’de tarım sektörünün 2000 yılına kadar
geçen sürede yıllar itibariyle GSMH içindeki payı gösterilmektedir.
Tablo 2: Sabit Fiyatlarla Gayri Safi Milli Hasıla (Milyar TL)
|
SEKTÖRLER |
1996 |
1997 |
1998 |
1999 |
2000 |
|
Tarım |
15 284 |
14 927 |
16 176 |
15 369 |
16 005 |
|
Sanayi |
|