AVRUPA
BİRLİĞİ ÜYELİĞİ SÜRECİNDE TÜRKİYE İŞLETMELERİ; SORUNLAR VE FIRSATLAR
İÇİNDEKİLER:
GİRİŞ
1. TANIM; Bİ - KOBİ AYIRIMI
2. KOBİ’LERİN TEMEL SORUNLARI
2.1. İşletmelerin Organizasyonel Sorunları
2.1.1. İç Organizasyonel Sorunlar
2.1.2. Dış Organizasyonel Sorunlar
2.2. Hukukî Sorunlar
2.3. İşletmelerin Finansal Sorunları
2.3.1. İç Kaynaklı Finansal Sorunlar
2.3.2. Dış Kaynaklı Finansal Sorunlar
2.4. İşletmelerin Ticarî Sorunları
2.4.1. Yurt İçi Ticarî Sorunlar
2.4.2. Yurt Dışı Ticarî Sorunlar
2.5. Teknolojik Sorunlar
2.6. Alt Yapıya İlişkin Sorunlar
3. AB SÜRECİNDE İŞLETMELERİN BAŞLICA SORUNLARI
3.1. Kaliteli İmalât
3.2. Standartlara Uygun Yapı
3.3. Kurumsallaşma
3.4. Sanal-Fizikî İletişim
3.5. Yabancılarla Ortak Yatırım
3.6. Ticarî Tahkim Meselesi
3.7. Kurumsal Temsil ve Katılım
4. UYGULAMADA BAZI KOBİ SORUNLARI; VAKA
ANALİZLERİ
4.1. CE İşaretleme Sisteminin İşletmelerdeki
Yeri
4.2. Stratejik Yol Haritasına İlgi
4.3. Finansal Kuruluş Fonlarındaki Teminat
Sorunu
4.4. Dış Ticarette Vizyon Eksikliği
4.5. Organizasyonlara Bakış Açısı
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
GİRİŞ
Türkiye
KOBİ’leri, esasında, çok uzun bir geçmişe sahiptir. Ekonomik anlamda tarihî süreç
incelendiğinde, coğrafyamızda “Ahîlik” olgusuna rastlanmaktadır. KOBİ’lerimizin
kökenini bu teşkilatın kuruluş yıllarına kadar dayandırmak mümkündür. XIII. yüzyılın ilk yarısı itibariyle
coğrafyamızda teşekkül eden ve kişilerin sanat-meslek sahalarında yetişmelerini
ve ahlâki açıdan gelişmelerini sağlayan bir kuruluş olarak Ahîlik, günümüz
KOBİ’lerini içine alan bir üst kuruluşun ilk nüvesi özelliğini taşımaktadır. Bu
teşkilat içinde yer alan her işletmenin de birer KOBİ niteliğinde olduğu farz
edilebilir.
KOBİ’lerimizin
mazisi, görüldüğü üzere, 750 yıl kadar öncesine uzanmaktadır. Durum böyle iken,
bu uzunluktaki geçmişe rağmen halen sağlam yapıda ve istikrarlı bir hayata
sahip işletmelerimizin çok fazla olmayışı dikkat çekicidir. Normal şartlarda, uzun
bir geçmiş, geleceğe emin adımlarla ilerlenmesi için önemli bir avantajdır.
Fakat belli ki işletmelerimiz bu avantajı iyi kullanamamaktadır. Çünkü
KOBİ’lerimiz, halihazırda birçok sorunuyla boğuşan ve sağlıklı bir gelişim
sergilemeyen ekonomik unsurlar olarak ortaya çıkmaktadırlar.
Bu çalışma,
Türkiye işletmelerini konu edinmektedir. Bu çerçevede, KOBİ’lerimizin AB üyelik
sürecindeki durumları, karşı karşıya bulundukları sorunlar ve fırsatlar
açısından ele alınmaktadır. Her bir sorun, giderildiği takdirde, aynı zamanda
bir fırsata dönüştüğünden, bu yönde çaba sarf etme gereği ortaya çıkmaktadır.
Türkiye ekonomisinde faaliyette bulunan işletmelerin tamamına yakınını KOBİ’ler
oluşturmaktadır. Bu sebeple, ekonomimize ilişkin yapılacak değerlendirmelerde bu
unsurların göz ardı edilmemesi gerekmektedir. AB üyelik sürecinde de stratejik
öneme sahip olacaklarından, bu işletmelerin sorunlarının minimum seviyeye
indirilmesinin gereği ortaya çıkmaktadır. Çalışma kapsamında, belli ölçüde
bunlara ilişkin ip uçlarına da yer verilmektedir.
Çalışma
dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; büyük işletme ve KOBİ arasında ayırım
yapmak maksadıyla birtakım bilgiler sunulmaktadır. Burada KOBİ tanımına ilişkin
değerlendirmelerde bulunulmaktadır. İkinci bölümde; KOBİ’lerin temel sorunları
ele alınmaktadır. Bu kapsamda; organizasyonel,
hukukî, finansal, ticarî, teknolojik ve alt yapıya ilişkin sorunları ayrıntılı
bir şekilde incelenmektedir. Üçüncü bölümde; AB sürecinde KOBİ’lerimizin
karşılaştığı başlıca sorunlar ele alınmaktadır. Burada, genel sorunlara
ilaveten, ön plana çıkan bazı özel nitelikli sorunların aktarılması
hedeflenmektedir. Son bölümde ise KOBİ’lerin günlük hayattaki sorunlarından bir
kısmı “vaka analizleri” başlığı altında verilmektedir. Bunlarla, işletmelerin
birtakım olgular ve olaylar karşısındaki tutumları, somut bir şekilde
resmedilmeye çalışılmaktadır.
1. TANIM;
Bİ - KOBİ AYIRIMI
Türkiye
ekonomisi, belirgin bir şekilde Küçük ve Orta Ölçekli İşletme (KOBİ)
temellidir. İşletmelerin tamamına yakını KOBİ’lerden oluşmaktadır. Büyük
işletme (Bİ) sayısı ise çok sınırlıdır. Dolayısıyla, “Türkiye Ekonomisi” tabiri
yerine “KOBİ Ekonomisi” demek de mümkündür.
OECD’nin
“Türkiye’de KOBİ’ler; Sorunlar ve Politikalar” adlı raporuna göre; Türkiye’de
2004 başı itibariyle toplam işletme sayısı ve bunların temel karakteristikleri
şöyledir:[1]
·
TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu) tarafından
temsil edilen işletme sayısı 2.760.000’dir. Bunlar küçük teşebbüsler olup, ekonomideki
dalgalanmalardan çabuk etkilenmektedirler.
·
TOBB (Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Borsaları
Birliği) tarafından temsil edilen işletme sayısı 1.200.000’dir. Bu işletmeler
arasında sınaî nitelikte olanlar desteklerden faydalanırken, toptan ve
perakende ticaret işletmeleri birçok program tarafından kapsanmamaktadır.
Toplam
işletmeler içinde sayı olarak çok fazla olmamakla beraber, çalışan sayısı ve
sağladıkları katma değer açısından önemli payları sebebiyle, sınaî işletmelerin
ayrı bir yeri vardır. Nitekim; belirtildiği üzere, sağlanan maddî ve gayri
maddî kaynakların önemli bir kısmı bu sektördeki işletmelere yöneliktir. TÜİK
(DİE) istatistiklerine göre, 2001 yılı başı itibariyle sanayi sektöründe
faaliyette bulunan işletmelerin sayısı 211.046’dır. Tablo 1’de[2]
bunlara ilişkin ayrıntılı bilgiler yer almaktadır.
Tablo 1:
Sanayi Sektöründeki İşletme Sayısı
|
İŞLETME ÖLÇEĞİ |
İŞLETME SAYISI |
ÇALIŞAN SAYISI |
KATMA DEĞER (Milyon $) |
|||
|
1992 |
2001 |
1992 |
2001 |
1992 |
2001 |
|
|
MİKRO
(1-9) |
186.900 |
199.737 |
523.117 |
500.738 |
2.874 |
1.632 |
|
KÜÇÜK
(10-49) |
7.970 |
7.260 |
175.646 |
183.694 |
2.506 |
1.947 |
|
ORTA
(50-249) |
2.434 |
3.127 |
225.650 |
343.023 |
6.678 |
6.187 |
|
BÜYÜK
(250 +) |
795 |
912 |
553.626 |
570.083 |
26.952 |
18.988 |
|
TOPLAM |
198.097 |
211.046 |
1.478.039 |
1.597.538 |
39.011 |
28.754 |
Kaynak: TÜİK (DİE), İstatistikler, http://www.die.gov.tr/sanayi_sayimi.htm,
Erişim: 01.03.2006.
Sanayi
sektöründeki işletmelerin ağırlıklı kısmı mikro ölçeklidir. Buna karşılık
çalışan sayısı dikkate alındığında, büyük işletmelerin payı daha fazladır.
Sağlanan katma değer açısından da büyük işletmelerin belirgin bir üstünlüğü
vardır.
“KOBİ
Ekonomisi” şeklinde de nitelenebilen Türkiye ekonomisinde, işletme sayısına
paralel olarak, ülkemizde çok sayıda KOBİ tanımı vardır. Bu kadar tanımın
mevcudiyeti, birtakım karmaşıklıklara sebep olabilmektedir. Nitekim; başta,
işletmelerin kendilerini tanımaları olmak üzere, muhatap olacakları kamu ve
kamu niteliğini haiz tüzel kuruluşları tespit etmede ve maddî-gayri maddî
desteklerden faydalanma noktasında söz konusu tanım karmaşasının olumsuz
etkilerini hissetmek mümkündür. Bu sebeple, tanımlamada yeknesaklığa ihtiyaç
bulunmaktadır.
KOBİ’lerin
tanımlanmasına ilişkin meydana gelen son gelişmeler, tek ve çerçeveli bir
tanıma doğru önemli ölçüde yol alındığını göstermektedir. Nitekim AB’de,
KOBİ’ler için tek tanım oluşturma yoluna gidilmiştir. Hedef, işletmelere
standart bir kimlik kazandırmak ve kendilerine sağlanacak imkânlardan uygun bir
biçimde faydalanmalarını temin etmektir. AB’nin 1 Ocak 2005 itibariyle
yürürlüğe girmek üzere KOBİ’ler için tanımlamada esas aldığı ölçüler, Tablo
2’de[3]
yer almaktadır.
Tablo 2:
AB’nin KOBİ Tanımları (1 Ocak 2005)
|
İŞLETME ÖLÇEĞİ |
ÇALIŞAN SAYISI |
CİRO |
BİLANÇO DEĞERİ (AKTİF
BÜYÜKLÜĞÜ) |
|
MİKRO |
1-9 |
2 milyon €’dan az |
2 milyon €’dan az |
|
KÜÇÜK |
10-49 |
10 milyon €’dan az |
10 milyon €’dan az |
|
ORTA |
50-249 |
50 milyon €’dan az |
43 milyon €’dan az |
* Başka bir işletmenin, söz konusu KOBİ’nin
%25’inden fazla hissesine sahip olmaması gerekmektedir.
Kaynak: Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, “Komisyon
Türkiye’de 90 Milyon Euro’yu Aşkın Bir Bütçeyle KOBİ’lerle İlgili Projelere
Katkı Sağlıyor”, Güncel Haber, Kasım
2004, No:3, s.11.
Tablodan
da görüldüğü üzere AB, maksimum 50 milyon €’luk ciroya, 47 milyon €’luk aktif büyüklüğe
ve 250 kişilik istihdama sahip işletmeleri KOBİ statüsünde (ayrı ayrı mikro,
küçük ve orta kategorilerinde olmak üzere) kabul etmektedir. Fakat burada
Türkiye açısından ilginç bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu tanım esas alındığı
takdirde, bizdeki işletmelerin tamamına yakını KOBİ statüsüne girmektedir.
Halbuki mesela İSO(İstanbul Sanayi Odası)’nun ilan ettiği I. ve II. 500 sanayi
kuruluşları sıralamasında yer alan işletmeler, büyük işletme olarak kabul
edilmektedir. AB tanımı dikkate alındığında, II. 500 sanayi kuruluşlarının
tamamı, I. 500 sanayi kuruluşlarının ise son 60’ı KOBİ statüsüne girecektir.
Dolayısıyla toplam büyük sınaî işletme sayımız 440’a düşecektir. Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı, kimi kuruluşlarca dile getirilen bu olumsuz durum sebebiyle
harekete geçmiş ve KOBİ’lere uygulanacak 50 milyon €’luk üst limiti 10 milyon
€’ya çekmek üzere yeni bir tasarı hazırlamıştır. AB ile mutabakata varılması
hâlinde, sektör ayırımı yapılmaksızın çalışan sayısı yine maksimum 250 olmak
üzere, Türkiye KOBİ’leri için ciroda ve aktif büyüklükte dikkate alınacak üst
limitin 10 milyon € olarak sabitleneceği ifade edilmektedir. Tabii
belirtilmelidir ki bu hâlde de II. 500 sınaî kuruluşlarının son 400’ü KOBİ
statüsünde olacaktır.[4]
Buradan da anlaşıldığı üzere, Türkiye ekonomisi net olarak bir “KOBİ
ekonomisi”dir.
Türkiye
ekonomisinde KOBİ’lere ilişkin 2000 yılı istatistikleri, OECD KOBİ raporuna
göre Tablo 3’te yer almaktadır:
Tablo 3:
KOBİ’lerin Türkiye Ekonomisindeki Yeri (2000)
|
Toplam İşletmelere Oranı |
%99,8 |
|
İstihdamdaki Payı |
%76,7 |
|
Sermaye Yatırımındaki Payı |
%38,0 |
|
Katma Değerdeki Payı |
%26,5 |
|
İhracat Payı |
%10,0 |
|
Banka Kredilerindeki Payı |
%5,0 |
Kaynak: OECD, Small and Medium Sized Enterprises in Turkey; Issues and Policies, Paris,
2004, http://www.oecd.org/dataoecd/5/11/31932173.pdf,
Erişim: 03.03.2006, p.27.
Ekonomimizin
“belkemiği” niteliğindeki KOBİ’ler, istihdamda çok önemli bir paya sahiptirler.
Katma değerdeki payları toplamın dörtte biri civarında olup, ihracattaki
payları %10’dur. Bununla beraber, sahip oldukları esnek yapı dolayısıyla söz
konusu düşük payları daha yüksek seviyeye çıkarma kabiliyetine sahiptirler.
Nitekim, son dönemlerde ülkemizde ihracat hacminde meydana gelen dikkat çekici
artışlarda bu işletmelerin önemli ölçüde katkısı olmaktadır. Sahip oldukları
potansiyel uygun şartlarda açığa çıkarılabilirse, katkı payları daha yüksek
seviyelerde gerçekleşecektir.
2.
KOBİ’LERİN TEMEL SORUNLARI
Türkiye
KOBİ’leri, çok sayıda sorunla iç içedir. Bu sorunlar, sahip oldukları gerçek
potansiyeli ortaya çıkarmaları önünde de birer engel niteliğindedir. Temelde
sıralamak gerekirse, KOBİ’ler; organizasyonel, hukukî, malî, ticarî, teknolojik
ve alt yapıya ilişkin olmak üzere ciddi birtakım sorunlara sahiptir.[5]
Burada, sırasıyla söz konusu sorunlara değinilmektedir. Sıralanan sorunların
mevcut olmadığı müstesna işletmeler var olabilir. Fakat genel olarak
incelendiğinde, işletmelerin çoğunun bu olumsuzluklarla karşı karşıya olduğu,
bir gerçektir.
2.1.
İşletmelerin Organizasyonel Sorunları
İşletmelerin,
endojen ve egzojen nitelikli organizasyonel sorunları mevcuttur. Yani bu
sorunların bir kısmı bizzat kendi yapılarıyla, bir kısmı ise dışarıdaki
organizasyonlara ilişkin yaklaşımlarıyla ilgilidir.
2.1.1. İç
Organizasyonel Sorunlar
Günümüz
dünyasında, işletmelerin faaliyet hacmini artırabilmesi ve bunu istikrarlı bir
şekilde sürdürebilmesi için, kendi içinde iyi kurulmuş bir organizasyonel
yapıya sahip olmaları gerekmektedir. Böylece tüm fonksiyonlar nizamî bir
şekilde icra edilebilecek, aksama olması hâlinde ise uygun bir şekilde müdahale
edilerek sorunun çözümüne gidilebilecektir.
Türkiye
KOBİ’leri, kendi organizasyonel yapılarını uygun bir zeminde kuramadığı için
kimi zamanlarda içinden çıkılamaz durumlar söz konusu olabilmektedir.
Dolayısıyla kurumsallık, işletmelerimizin önemli eksikliklerinden biridir.
Yönetim,
malî işler, muhasebe, satın alma, pazarlama-satış ve ticaret (iç-dış) gibi
temel işletme faaliyetlerinin her birinin yerine getirilmesi, ayrı ayrı özen
gerektirir. Bu sebeple, her faaliyete ilişkin farklı bir departmana ve uzman
personele ihtiyaç bulunmaktadır. Uzmanlaşma, faaliyetlerin daha sağlıklı
biçimde gerçekleştirilmesine imkân sağlar.
KOBİ’lerin
çoğu, kurumsal yapıya sahip olma yönünde çaba sarf etmemektedir. Böylece,
işlerin ilgili uzmanlarca daha sağlıklı yapılması yerine, “herkesin her işi
yaptığı” bir yapı ortaya çıkmaktadır. Bu durum da personel verimliliğini
olumsuz şekilde etkilemekte, sağlıklı büyümeyi engellemektedir.
2.1.2. Dış
Organizasyonel Sorunlar
Bir
işletmenin, mevcut imkânlarıyla tek başına başarıya ulaşması uzun zaman
alabilir. Fakat eksik kalınan noktalarda başka kişilerden ve kurumlardan destek
alınması, bu süreyi kısaltacaktır. Dolayısıyla, sosyal hayatta kişiler arasında
olduğu gibi, ekonomik hayatta da işletmeler arasında birtakım birlikteliklere,
örgütlenmelere ihtiyaç duyulmaktadır.
Bir
araya gelerek, ortak faaliyette bulunma kararını veren işletmeler,
karşılaştıkları sorunlarını bağlı bulundukları organizasyonlardaki diğer üye
işletmelerle daha kolay bir şekilde giderebilme imkânına sahip olabilmektedir.
Dahası, sorunlarının boyutuyla paralel olarak, ortak hareket yoluyla gerekirse
resmî-sivil kurumlar ve kuruluşlar nezdinde kamuoyu da oluşturarak
karşılaştıkları engelleri giderebilme fırsatına da kavuşabilmektedirler.
Türkiye’de
işletmelerin bir kısmının örgütlenmenin faydasının farkına vararak bu yönde
hareket ettikleri görülmektedir. Söz konusu örgütlenme biçimleri ve ilgili bazı
örnekler şöyle sıralanabilir:
·
Birlikler (TOBB, …)
·
Konfederasyonlar (TESK, …)
·
Vakıflar (TOSYÖV, MEKSA, …)
·
Dernekler (SİAD, GİAD, …)
Türkiye
KOBİ’leri, bu çatı örgütler bünyesinde oluşturdukları farklı oluşumlar
dahilinde bir araya gelmekte ve bunların sağladığı nimetlerden istifade
edebilmektedir. Ancak, işletmeler içinde örgütlenme yolunu tercih edenlerin
sayısı, toplam içerisinde az bir payı teşkil etmektedir. Dahası, henüz
örgütlenmenin faydalarından haberdar olmayan veya olsa da faydasına inanmayan
çok sayıda işletme de vardır. Örgütlenmenin iş hayatında önemli avantajlar
sağladığına dair ciddi bir bilinçlendirme politikasına ihtiyaç olduğu
aşikârdır.
2.2. Hukukî
Sorunlar
Türkiye’de,
KOBİ’lere ilişkin çok sayıda mevzuat olup, karmaşık bir nitelikte oldukları
belirtilebilir. KOBİ’lere yönelik ana bir kanun da mevcut değildir. Bu
işletmeleri ilgilendiren mevzuatın bir kısmı şöyle sıralanabilir:[6]
KOBİ Teşvik Tebliği, Yatırım Teşvik Tebliği, Teknopark
Yönetmeliği, İhracatta Devlet Yardımları Tebliği, KOSGEB İstihdam Desteği
Tebliği ve Yönergesi, KOSGEB Makine-Teçhizat Desteği Tebliği ve Yönergesi,
KOSGEB KSS Alt Yapı ve Üst Yapı Proje Desteği Tebliği ve Yönergesi, KOBİ
Teknolojik AR-GE Desteği Tebliği ve Yönergesi, Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi
İşletmelerine Bilgisayar Yazılım Kullanım Desteği Yönetmeliği, Küçük ve Orta
Ölçekli İmalât Sanayi İşletmelerine Bilgisayar Yazılım Kullanım Desteği
Yönergesi, Teknopark Yönetmeliği, Teknoloji Geliştirme Destekleri Yönetmeliği,
KOSGEB İhracat Amaçlı Pazar Araştırma Desteği Tebliği ve Yönergesi, KOBİ Yurt
Dışı İş Birliği Gezi (IPAG) Program Destekleri Tebliği ve Yönergesi, KOSGEB
Yurt Dışı Fuar Destekleri Tebliği ve Yönergesi, KOSGEB Yurt İçi Fuar Destekleri
Tebliği ve Yönergesi, Dış Ticarette Standardizasyon Mevzuatı.
Birçok
ülkede KOBİ’lerle ilgili bir ana kanun bulunmakta ve bu, diğer ilgili kanunlar
için bir çerçeve görevini üstlenmektedir. Yani ana kanuna dayalı olarak
KOBİ’lere götürülen değişik hizmetler, birçok alt kanunla düzenlenmiştir.
Mesela; Japonya’da “Küçük İşletmeler Ana Kanunu” mevcut olup buna dayalı 28 alt
kanun daha yürürlükte bulunmaktadır. Bu ülkede, mesela, finans hizmetleri ile
ilgili 14; örgütlenme konusuyla ilgili 10 adet kanun, düzenlemeler
getirmektedir. Türkiye’de KOBİ’ler için bu yaklaşımda kanunlar olmayıp,
mevcutlar da işletmelerin ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır. Dolayısıyla bu
işletmelerin birçok hizmetten faydalanması mümkün olmamaktadır:[7]
KOBİ’lerle
ilgili olarak belirtilebilecek hukukî sorunlardan bir kısmı da “İhale
Mevzuatı”na ilişkindir:[8]
·
KOBİ’ler
ihalelere büyük işletmelerle eşit şartlarda girememektedir. Bu konuda ileri sürülen
gerekçe, “malî ve teknik yetersizlik”tir.
·
İhalelerde
talep edilen teminatlar da KOBİ’ler için başlı başına bir engel niteliğindedir.
Mevcut malî yapılarıyla her bir KOBİ’nin söz konusu teminatları sağlaması
imkânı yoktur. Dolayısıyla bu sorun, teminat olarak kabul edilebilecek belgeler
arasına “Esnaf ve Kefalet Kuruluşları”nın vereceği belgeler de ilave edilerek
halledilebilir. Hatta sadece bu amaçla esnaf, sanatkâr ve KOBİ’lere teminat
verebilecek finansal kuruluşların teşekkülü de düşünülebilir.
2.3.
İşletmelerin Finansal Sorunları
İşletmelerin
karşılaştıkları finansal sorunlar, sadece kendilerinden kaynaklanmamakta, fakat
kimi sorunlar kendileri dışından ortaya çıkmaktadır. İç kaynaklı sorunların
çözümü kendi inisiyatifleri dahilinde iken, dış kaynaklı sorunların çözümüne
direkt olarak etkileri bulunmamaktadır. Bunların çözümünde, ilgili otoritelerin
müdahalesi devreye girmelidir. Burada, her iki soruna ilişkin
değerlendirmelerde bulunulmaktadır.
2.3.1. İç
Kaynaklı Finansal Sorunlar
İşletmelerin
çoğunun kurumsallıktan uzak oluşları dolayısıyla sadece finansal işlerinin
yürütüldüğü bir birimleri mevcut değildir. Buna karşılık “idarî işler, finansal
işler ve muhasebe” birimleri var olup, ilgili tüm işler aynı departmanda yerine
getirilmektedir. Bu da işlerin birbirine karışmasına ve verimliliğin düşmesine
yol açmaktadır.
İşletmelerde,
finansal işlerin özel olarak yürütüldüğü bir birime ve ilgili uzman personele
ihtiyaç bulunmaktadır. Böylece işletmenin ilgili işleri daha sağlıklı ve
düzenli bir şekilde gerçekleştirilebilecektir. Ayrıca, gerekli finansal
kaynakların en uygun şekilde temini de mümkün hâle gelecektir.
İşletmelerin
finansal alanda karşılaştıkları sorunların bir diğeri de bizzat yönetimden
kaynaklanmaktadır. Özellikle aile işletmelerinde karşılaşılan bu sorun; firma
sahiplerinin iyi birer imalâtçı iken, iyi birer pazarlamacı-satışçı ve
finansmancı olmayışlarından kaynaklanmaktadır. Esasında, yönetimin personele iş
ve yetki devrine giderek uzmanlaşmaya yönelik ortam sağlaması gerektiği hâlde
her faaliyete müdahale etmesi, işlerin içinden çıkılmaz bir mecraya
sürüklenmesine sebep olmaktadır.
Diğer
bir sorun da sermayeye ilişkindir. İşletmeler, yatırım öncesinde ve sonrasında
belli bir sermaye ayırmamaları hâlinde, ileriki safhalarda ciddi finansal
sıkıntılarla karşılaşabilmektedir. Normalde sağlıklı ve sorunsuz bir faaliyet
için hem başlangıç sermayesine, hem de çalışma sermayesine ihtiyaç vardır.
Ancak, genelde işletmeler bu ölçüde sermayeye sahip olamayabilmektedir. Bunun
için de telafi edici alternatif finansal kaynaklara müracaat etmeleri
gerekmektedir. Bu da yine gerekli araştırmayı yapabilecek ayrı bir finansal
işler birimine sahip olan işletmeler için mümkün olmaktadır.
2.3.2. Dış
Kaynaklı Finansal Sorunlar
Türkiye
KOBİ’lerinin finansal kuruluş fonlarından faydalanma oranları %5 civarındadır.
Gelişmiş ülkelerde bunun 3-6 katı yüksek oranlar söz konusudur. Dolayısıyla en
başta bu açıdan bir olumsuzluk söz konusudur. Bu oranın daha yükseklere
çıkarılması, işletmelerin uzun vadeli ve düşük maliyetli fonlara ulaşmasını
mümkün kılacaktır.
KOBİ’lerin
finansal yapılarının zayıflığına paralel olarak, finansal kuruluşlardan maddî
kaynak temin etmeleri zorlaşmaktadır. Finansal kuruluşlar, söz konusu
zayıflıklarını ileri sürerek, işletmelere fon sağlama konusunda çekimser bir
tavır sergilemektedirler. Zaten sağladıkları fonlarla büyümelerini
kolaylaştıracak olan işletmelerin bu kaynaklara erişememeleri, tam bir kısır
döngüye sebep olmaktadır.
Enflasyon
da işletmelerin uygun şartlarda fon teminini engellemektedir. Fiyat
artışlarının olduğu bir ortamda, fon maliyetleri de yükselmektedir. Bu da
işletmelerin fon talebini kısan bir faktör olup, yatırımların azaltılmasına
veya ertelenmesine yol açmaktadır.
İşletmelerin
fon temininde karşılaştıkları başlıca sorunlardan biri de teminata ilişkindir.
Finansal kuruluşlar, sağladıkları fon karşılığında birebir veya daha da üstünde
teminat talebinde bulunmaktadırlar ki bu durum, fonun talebini başlangıç
safhasında engelleyen bir faktör olmaktadır.
Para
piyasasında durum böyle iken, acaba sermaye piyasası ne hâldedir? İşletmelerin
sermaye piyasasında da sorunları mevcuttur. Normalde, alternatif bir fon
kaynağı olarak önemli avantajları olmakla beraber, gerektirdiği bazı maddî-manevî
sorumluluklar, sermaye piyasasının işletmelerce tercihini engellemektedir.
Sermaye
piyasasına giriş için bazı formalite masraflarına katlanmak gerekmektedir.
Giriş sonrasında, işletme bilgileri kamuoyu ile paylaşılmalı, bu çerçevede
şeffaf olunmalıdır. Ayrıca, şartlar yerindeyse yönetim hakkı nispî de olsa
firma sahiplerinden ortaklara devredilebilmelidir. Bu sorumluluklar,
işletmelerin sermaye piyasasına karşı isteksizliklerinin temelinde yatan
faktörler arasındadır.
2.4.
İşletmelerin Ticarî Sorunları
Malın
ve hizmetin üretimine kadarki ve üretildikten sonraki süreçte, işletmeleri
darboğaza sürükleyen ticarî bazı olumsuzluklar vardır. Burada söz konusu
sorunlar, yurt içi ticarette ve yurt dışı ticarette olmak üzere iki kısımda ele
alınmaktadır.
2.4.1.
Yurt İçi Ticarî Sorunlar
Girdi
maliyetlerindeki artış, üretim maliyetlerini de artırmakta ve bunun fiyatlara
yansıtılması gerekmektedir. Durum böyle olunca, nispeten yüksek fiyatlarla
piyasada rekabet edebilmek zorlaşmaktadır.
İşletmelerde,
girdi maliyetlerinin minimize edilmesi yönünde çaba sarf eden, ihtiyaç duyulan
ham maddeyi ve yardımcı malzemeyi uygun şartlarda araştırıp temin eden bir
birime ihtiyaç vardır. Bu tür faaliyetlerin gerçekleştirilebileceği bir satın
alma birimi, her KOBİ’de mevcut değildir. Dolayısıyla alımlar yüksek maliyetle
yapılmakta, bu da üretim maliyetlerini ve dolayısıyla işletmenin
rekabetçiliğini olumsuz yönde etkilemektedir.
Üretilen
bir malın-hizmetin tüketicilere tanıtılması ve ulaştırılması için uygun bir pazarlama-satış-dağıtım
ağının kurulması gerekmektedir. İşletmelerin çoğunda bu tür bir organizasyon
mevcut değildir.
Pazarlama
ve satış; farklı fonksiyonlar olmakla beraber, çoğu işletmede her ikisi
birbiriyle karıştırılmaktadır. Karıştırılma sorunu bir yana, her iki faaliyetin
gerçekleştirildiği ayrı birimler de mevcut değildir. Dolayısıyla uygun bir
pazarlama ve satış birimine ve ekibine sahip olmayan işletmeler, iş hacimlerini
de artıramama sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır.
Ürünlerin
geniş bir tüketici kitlesine ulaştırılamaması da ayrı bir sorundur. İşletmeler,
yeterli bir dağıtım ağına sahip olamadıklarından, ürünlerini ülkenin her yerine
ulaştıramamakta ve neticede satışlarını artıramamakta, büyüyememektedirler.
2.4.2.
Yurt Dışı Ticarî Sorunlar
Yurt
dışı ticarî sorunlar, kaynakların yurt dışından temini (ithalâtta) ve dış
talebin karşılanması (ihracatta) olmak üzere iki kısımda ele alınabilir.
İşletmelerin
belli bir kısmı, aynen yurt içi piyasadan kaynak temininde olduğu gibi, ihtiyaç
duydukları ham maddeyi-yardımcı malzemeyi yurt dışından temin etme noktasında
gerekli araştırmayı ve operasyonu yapacak bir birime ve ekibe sahip değildir.
Dolayısıyla düşük maliyetlerle yapılabilecek bir temin, yüksek maliyetlerle
gerçekleşebilmektedir.
Yabancı
dil bilgisi, işletmeler için önemli bir eksikliktir. İşletmelerde yabancı dil
bilen bir personelin istihdamı nispeten de olsa maliyetli olduğundan, böyle bir
masrafa katlanılmamakta ve dolayısıyla dış ticarî bağlantılarda lazım olan
sanal-fizikî iletişim sağlanamamaktadır. Bu, uygun şartlarda yurt dışı
pazarlamanın yapılamadığı manasına da gelmektedir. Böylece işletmeler, gerekli
atılımı gerçekleştirememektedirler.
Özelde
ihracat konusunda da dikkat çekici birtakım olumsuzluklar mevcuttur. En başta
mamul kalitesinde ve standardizasyonunda sorunlar mevcuttur. Kaliteli ve
standartlara uygun üretilmeyen bir malın-hizmetin yurt dışına sorunsuz bir
şekilde gönderilebilmesi çok zordur. Belki bu tür mamuller yurt içi piyasaya
bir şekilde verilebilmektedir, fakat dış alıcılar bu yönde pek tolerans
göstermeyebilmektedir.
Üretim
girdilerinin yüksek maliyetle temini sebebiyle bunların fiyatlara yansıtılması
mecburiyeti, dış piyasalardaki rekabette en önemli dezavantajlar arasında yer almaktadır.
Uluslararası alandaki en zor konulardan biri de uygun fiyatın tespitidir. Söz
konusu girdi maliyetlerinin yüksekliği, işletmelerin henüz ticarete başlamadan
rekabet avantajını ortadan kaldırmaktadır.
Yurt
dışı pazarlama da özel bir uzmanlık gerektirmektedir. Yabancı müşterilerin
bulunması, ayrı bir emeği ve maddî kaynağı gerektirmektedir. İşletmelerin çoğu
konuyla ilgili personeli istihdam edememekte ve gerekli kaynağı
ayıramamaktadır. Dolayısıyla tanıtım ayağı eksik kalan bir ihracat faaliyeti,
ancak belli sınırlar içinde gerçekleştirilebilmektedir.
2.5.
Teknolojik Sorunlar
Üretimde
kullanılan “her türlü makine-teçhizat, bilgi ve teknik” anlamında ele
alındığında, Türkiye KOBİ’leri, teknolojik sorunlara yaklaşım açısından üç
kategoride ele alınabilir:
1.
Teknolojinin gerekliliğinin bilincinde olmayanlar,
2.
Teknolojinin gerekliliğini bilincinde olanlar fakat
kullanamayanlar,
3.
Teknolojinin gerekliliğini bilincinde olanlar ve bundan
faydalananlar.