AKADEM<İ>KTİSAT

 

 

AVRUPA BİRLİĞİ ORTAK REKABET POLİTİKASI ÇERÇEVESİNDE REKABET VE DEVLET YARDIMLARI: TÜRKİYE AÇISINDAN DEĞERLENDİRME VE MEVZUAT UYUMU

 

 

İÇİNDEKİLER

 

GİRİŞ

 

1. ORTAK REKABET POLİTİKASI: TEORİK ÇERÇEVE

1.1. Genel Olarak

1.2. Ortak Rekabet Politikasının Genel Amaçları

 

2. AB VE TÜRKİYE AÇISINDAN REKABET MEVZUATININ UYUMLAŞTIRILMASI

2.1. Haksız Rekabetin Önlenmesi (Anti-Damping)

2.2. Devlet Yardımları (Sübvansiyonlar)

2.2.1. De Minimis Kuralı (İhmal Edilebilir Yardım)

2.2.2. Türkiye’de Devlet Yardımları

 

SONUÇ VE ÖNERİLER

 

 

 

GİRİŞ

            Avrupa Birliği, çeşitli dönemlerdeki genişlemelerle birlikte küresel ölçekte büyümesini sürdürürken, gerek bu büyümenin devam ettirilmesi gerekse üye ülkelerin uyacakları kurallar bağlamında birtakım politikalar geliştirmiştir. Ortaklık temelinde şekillenen bu politikalar; tarım, sanayi, rekabet, balıkçılık, ticaret ve daha birçok alanda uygulama alanı bulmuştur. Ancak bu politikalar, birliğe yeni katılacak olan aday ülkeler tarafından uygulandıkları ölçüde bir anlam ifade etmektedir. Dolayısıyla ülkeler, söz konusu politikalara uyum konusunda ulusal mevzuatlarında birtakım yasal düzenlemelere gitmekte ve bu temelde çeşitli yasalar çıkarmaktadırlar. Çünkü buradan elde edilecek bir başarı diğer bir deyişle birlik mevzuatına uyum konusunda atılacak her olumlu adım, birliğe bir adım daha yaklaşma anlamı içermektedir.

 

            Dolayısıyla bu gerçekten hareketle çalışmaya konu edilen AB ortak rekabet politikası, rekabet mevzuatı ve Türkiye’nin bu mevzuata uyumu konusunda attığı adımlar bu yönüyle değerlendirilmelidir. Bununla birlikte ülkemizin AB mevzuatına uyum konusunda attığı adımlar 1990’lı yılların ortalarından itibaren başlamakla birlikte günümüz itibariyle bakıldığında atılan adımların önemli boyutlara ulaştığını söylemek mümkündür. Öte yandan çalışmada özellikle devlet yardımları ve anti-damping gibi iki önemli konu üzerinde durulmuş ve bu konularla ilgili olarak AB-Türkiye mevzuatı karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bu amaçla, sözü edilen konuların uygulama alanlarına ve karşılaşılan sorunlara dikkat çekilmiştir. Ayrıca topluluk mevzuatına uyum konusunda atılacak adımlarla ilgili olarak AB Türkiye arasındaki resmî belgelerden ve raporlardan yararlanılmıştır.

 

 

1. ORTAK REKABET POLİTİKASI: TEORİK ÇERÇEVE

1.1. Genel Olarak

            AT Rekabet politikası, Türkiye AB ortaklık ilişkileri ve Gümrük Birliği çerçevesinde oldukça büyük önem taşımaktadır. Buradan hareketle AB-Türkiye Gümrük Birliği kapsamında Türkiye’de yürütülen mevzuat uyumu gerçekleştirilmiş ve büyük ölçüde AB rekabet kurallarını esas alan Rekabetin Korunması Hakkında Kanun 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Avrupa Topluluğu rekabet kuralları, üreticiler, satıcılar ve tüketiciler açısından Topluluk içi ticareti etkileyecek ve Ortak Pazar’da rekabeti bozacak veya tehlikeye düşürecek uygulamaları, pazarda hâkim durumun kötüye kullanılmasını ve Topluluk içi ticareti bozacak devlet yardımlarını yasaklamaktadır.[1] Dolayısıyla Karluk’un da belirttiği gibi rekabet politikasının özü üç temel ilkeye dayanmaktadır: Etkin rekabet ilkesi, dürüst rekabet ilkesi ve Ortak Pazarın birliği ilkesi.[2]

 

            AB Müktesebat başlıklarından biri olan Ortak Rekabet Politikası’nın temelini; monopolleşme, sübvansiyon gibi belirli konularda getirilen kısıtlayıcı hükümler oluşturmakla birlikte, gerek tarım, gerek sanayi, sektöründe çeşitli muafiyetler de getirilerek, belirli koşullara uyulması halinde, şirket birleşmeleri de desteklenmektedir. Ortak Rekabet Politikası’na ilişkin hükümler Roma Antlaşması’nın 85–94. maddelerinde yer almaktadır.[3] Söz konusu hükümlerde, ülkelerin rekabet konusunda nasıl bir uyum sağlamaları gerektiği çok geniş bir yelpazede gösterilmiştir.

 

            AB Rekabet Politikası, aynı zamanda piyasa güçlerine dayalı bir iç pazarın etkili bir şekilde işlemesinin aracıdır. Dolayısıyla, piyasa içinde gerçekleşen herhangi bir ekonomik faaliyetin bu iç pazarla bağdaşır olması, AB Rekabet Politikası’nın esas çerçevesini oluşturmaktadır. Ortak Rekabet Politikası, beş ana ilke üzerine kurulmuştur. Bunlar, üye ülkeler arasındaki ticareti etkilediği ölçüde;[4]

* Şirketler arasında yapılan ve iç pazardaki rekabeti sınırlayan yada önleyen uyumlu eylemlerin yasaklanması,

* Rekabeti sınırlayıcı anlaşmaların ve teşebbüs birliklerinin yasaklanması,

* Hâkim durumun kötüye kullanımının yasaklanması,

* Üye devletler tarafından verilen ve belirli şirketlere ya da malların üretimine avantaj sağlayarak rekabeti sınırlama ihtimali olan yardımların denetlenmesi,

* Topluluk boyutu olan birleşmelerin denetlenmesi,

* Telekomünikasyon, ulaştırma, enerji gibi sektörlerin serbestleştirilmesidir.

 

Son tahlilde, rekabet politikasını yönelik olarak “teoride “ikinci en iyi” olarak görülen bir politik seçenektir” [5] şeklindeki nitelemeleri de görmek mümkündür.

 

 

1.2. Ortak Rekabet Politikasının Genel Amaçları

            Rekabet politikaları genel olarak serbest pazar ekonomisinin geçerli olduğu sistemlerde, teşebbüslerin ekonomik özgürlüğünü korumak amacıyla pazarda yoğunlaşmayı önlemeyi, pazarın yarışmacı yapısının korunmasını, büyük işletmeler karşısında küçük ve orta büyüklükte olan işletmelerin pazarda faaliyetlerini sürdürebilmelerini ve bunun sonucunda tüketicilerin bu süreçte azami faydayı sağlamalarını hedeflemektedir.[6] Ortak rekabet politikası ise rekabetin avantajlarından yararlanmayı, verimliliğin ve etkinliğin artırılmasını sağlamayı, suni tekelleşme ve fiyat politikalarıyla haksız rekabetin önüne geçmeyi amaç edinmiştir. İşte bu amacından dolayıdır ki, kartelleşme, uyumlu davranış ve fiyat belirleme, hakim durumun kötüye kullanılması önlenmekte, birleşme ve devralmalar çok sıkı bir şekilde denetlenmektedir.[7] Yukarıda da belirtildiği gibi Rekabet Politikasının temel hükümleri Roma antlaşmasının 85. ve 94.maddelerinde açıkça belirtilmiştir.

 

            İşte bu maddelerde göze çarpan genel amaçlar arasında; rekabeti önlemeye, sınırlamaya veya bozmaya yönelik işletmeler arası anlaşmaların ve monopollerin oluşumunun ve piyasaya hâkim olmalarının önlenmesi; devletin sübvansiyon uygulamalarının kısıtlanması veya yasaklanması bulunmaktadır.[8] Rekabet politikası, genellikle pazar gücünün kötüye kullanımını durdurmak ve güçlü firmaların rakiplerini pazardan çıkarmaya zorlamasını engellemek amacıyla uygulanmaktadır.[9] Öte yandan farklı bir perspektiften bakıldığında AT uygulamasında, bu politikalar, aynı zamanda bölgeler arası dengesizlikleri gidererek dengeli kalkınmanın bir aracı olarak da kullanılabilmektedir.[10] Sonuç itibariyle bakıldığında;[11]

a) Şirketler arası özel anlaşmalar, hâkim durumun kötüye kullanılması ve sübvansiyonlar yoluyla ticari engeller oluşturulmasını önlemek,

b) İç pazar açısından büyük önem taşıyan eşit rekabetçi ortamı muhafaza etmek ve

c) etkinlik, yenilik, dinamizm ve düşen fiyatlar ile ifade edilen bir ekonomik yapıyı özendirmek Ortak Rekabet Politikası ile ulaşılması hedeflenen genel amaçlardır.

 

            Bütün bunlara ilave olarak uzun bir süre, tekel gücünün sınırlanması veya engellenmesi rekabet politikalarının en önemli amaçlarından biri olarak görülmüştür.[12] İşte AB ile müzakerelerin ilk başlıklarından biri olan rekabet politikası bu anlamda hem firmalar arasındaki rekabeti hem de devlet yardımlarını düzenleyecek.[13] Dolayısıyla böylesi bir süreçten sonra devletin keyfi uygulamaları sonucu rant elde etmesi artık imkânsız hale gelecektir.

 

 

2. AB VE TÜRKİYE AÇISINDAN REKABET MEVZUATININ UYUMLAŞTIRILMASI

            Bu kısımda Ortak rekabet politikası çerçevesinde karşılıklı olarak AB ve Türkiye’nin yasal mevzuatları ele alınmıştır. Aynı zamanda bu çalışmanın temel çıkış noktasını da oluşturan bu kısım oldukça önemlidir. Dolayısıyla gerek haksız rekabetin önlenmesi gerekse devlet yardımları gibi iki önemli konuyu AB-Türkiye perspektifinden karşılaştırmalı olarak ele almak hem mevcut sürece uyum konusunda hem de eksiklikler noktasında yapılması gereken birtakım “ödev”lerin hatırlatılmasına yardımcı olacaktır.  Buradan elde edilecek bir başarı elbette ki söz konusu mevzuatların uyumlaştırmasına olumlu katkı sağlayacaktır.

 

 

2.1. Haksız Rekabetin Önlenmesi (Anti-Damping)

            Ülkemizde 1994 yılına kadar rekabet politikası bakımından herhangi bir yasal düzenleme yapılmadığını görüyoruz. Konuya ilişkin ilk yasal düzenleme 13 Aralık 1994 tarih ve 22140 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Rekabetin Korunması Hakkında Kanun"dur. Ancak, Rekabet Kurulu üyelerinin atanma işleminin çok gecikmesi nedeniyle, söz konusu Kanun kapsamında Mart 1997'ye kadar herhangi bir işlem yapılamamıştır.[14]

 

            Anti-damping konusu ise ilk kez GATT’ın Kennedy Görüşmeleri sırasında (1964–67) ele alınmış ve konuyla ilgili olarak bir Anti-Damping Kodu hazırlanmıştır. Birkaç yıl sonra Tokyo Görüşmeleri sırasında (1973–79) bu kod, gözden geçirilerek yenilenmiştir.[15] Bununla birlikte AT Mevzuatında, anti-damping önleminin uygulamasında “topluluk çıkarı” lehine olması şart koşulmuştur.[16] Yani olası bir damping sonucu herhangi bir zarar oluşsa bile buna yönelik ani bir anti-damping yaptırımı uygulanamaz. Anti-damping konusu aslında genel olarak mevzuattaki içeriği açısından bakıldığında Ortak ticaret politikasında da sıkça karşımıza çıkmaktadır.

 

            1995 tarihinden itibaren Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yürürlüğe giren 1/95 sayılı Türkiye-AT Ortaklık Konseyi Kararının 44. ve 47. maddelerinde dampinge ilişkin hükümlere yer verilmektedir. Konsey Kararının[17] “Ticari Korunma Araçları” bölümündeki 44. Maddesinin 2. Paragrafında, Anti-damping önlemlerinin uygulanması konusunda daha önce Katma Protokol’ün 47. Maddesi ile getirilen usuller, yürürlükte kalacaktır hükmü yer almaktadır.

 

            Ülkemizde özellikle 1980 sonrası, ithalatta liberasyon politikasının benimsenmesi sonucu ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda, bu konuda ilk defa 1989 tarihinde 3577 sayılı Kanun, 89/14506 sayılı Karar ve Yönetmelik’ten oluşan ve konuya ilişkin idari ve teknik prosedürü düzenleyen İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Mevzuat yürürlüğe konulmuştur.[18] Daha sonraki süreçte 1/95 sayılı Konsey Kararının 12.Maddesinde bu mevzuatın, AB mevzuatına uyumlu hale getirilmesi istenmiştir. Çünkü söz konusu mevzuatın hazırlanması aşamasında, GATT Anti-Damping Kodu ile 1985 yılında taraf olduğumuz sübvansiyonlar ve Telafi Edici Vergiler Kodu esas alınmakla birlikte konuya ilişkin AB Mevzuatı da göz önünde bulundurulmuştur.[19]

 

            Öte yandan ülkemizde verilen kamu destekli ihracat kredilerinin AT’de olduğu gibi OECD Uzlaşmasında öngörülen esaslar dâhilinde sağlanması halinde, AT ile aramızdaki Ortaklık Anlaşması çerçevesinde gümrük vergilerindeki indirimin yanı sıra Ticaret ve Rekabet Politikaları uyumunun gerektirdiği mevzuat yakınlaştırması konusunda da önemli bir adım atılmış olacaktır.[20] Aslında Katma Protokolü incelediğimizde sözü edilen politikaların (ticaret ve rekabet politikaları) uyumlaştırılmasının gümrük birliğinin tamamlanabilmesine yönelik geçiş döneminde yapılması gereken işlemler olduğu görülecektir. Bununla birlikte bu iki işlem veya politika ekseninde özellikle Türkiye sanayi sektörünün AB ile rekabet etme gücünün maalesef gittikçe aşındığını söylemek mümkündür. Özellikle ithal girdinin değeri (ucuz/pahalı girdi) açısından yaşanan sıkıntılara paralel olarak bazı temel sorunlar bu aşınmada etkili rol oynamıştır.

 

            Bu konuda TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da Türkiye'de bulunan 235 bin üretici firmadan ancak 1000 kadarının AB müktesebatına uygun üretim yaptığını belirtmiştir.[21]

 

            Yukarıda da belirtildiği gibi bu temel sorunlardan biri ucuz girdi imkânından mahrum kalmak (çünkü özellikle tekstil ve konfeksiyon sektörü ucuz girdi ithalatından mahrum kalmıştır), diğeri ise üçüncü ülkelerin nispi olarak avantajlı duruma gelmeleridir. Dolayısıyla birlik dışına uygulanan ortak gümrük tarifesi düzeyindeki düşüklük, üçüncü ülkelerden tarifeli ithalatla birleşince Türkiye’nin rekabet avantajı aşınmıştır.[22] Ama AT Komisyonunu 2000 yılında hazırladığı bir raporda[23] bazı eksikliklere rağmen Türkiye ekonomisinin önemli görülen kısımlarının AT ile Gümrük birliği çerçevesinde daha şimdiden bile AB pazarında rekabet ettiği vurgulanmaktadır.[24]

 

            İşte bütün bunların bir sonucu olarak yukarıda çizilen çerçeveyi de referans almak kaydıyla “Rekabet politikası haksız rekabete sebep olan uygulamaları yasaklar veya ilgili kuruluşlara bu tür uygulamaları yasaklama veya düzenleme yetkisi verir”[25] diyebiliriz.

 

 

2.2. Devlet Yardımları (Sübvansiyonlar)

            Devlet yardımları, devletin kaynakları ile belli bir işletmeyi veya üretimi, üretim yöntemini, üretim ya da faaliyet konusunu etkilemek, üreticileri teşvik ve himaye etmek, rekabet gücünün artmasına katkıda bulunmak, kuruluş yerini etkilemek suretiyle belirli bir bölgenin gelişmesini sağlamak gibi amaçlarla, denk bir karşılık beklemeden her ne şekilde olursa olsun yapılan yardımlardır.[26] Mevzuata uyum konusunda üzerinde en çok durulan konulardan biri olan devlet yardımlarını, mal veya hizmetlerin maliyetlerini düşürmeye yönelik olarak devlet tarafından yapılan bir çeşit kaynak transferi olarak da tanımlamak mümkündür.

 

            Devlet yardımları, genel olarak devletlerin doğrudan doğruya bütçelerinden gerçekleştirdikleri, işletmelere verilen hibeler veya ucuz krediler gibi yardımlar ile aynı zamanda, milli, bölgesel veya federal hükûmetlerin, belediyelerin, yerel yönetimlerin, devlet bankalarının, vakıfların veya özel veya kamu kuruluşları ve derneklerin kullanımı ile verilen yardımları kapsamaktadır.[27] Avrupa Birliğinde ise uygulanan devlet yardımları iki önemli işlevi kapsamaktadır: Birincisi, izleme ve ikincisi bilgilendirme.[28] Ayrıca devlet tarafından alınan bir önlemin devlet yardımı olarak kabul edilmesi için birtakım ön koşullar bulunmaktadır. Bu koşullar;[29]

* Yardım, devlet veya devlet kaynakları aracılığıyla yapılmalıdır. Bu ilke gereğince, yardımın sadece devlet tarafından verilmesi gibi bir şart yoktur. Dolayısıyla özel kuruluşlar tarafından verilen ancak devlet kaynakları aracılığıyla verilen yardımlar da devlet yardımları sayılmaktadır.

* Devlet tarafından malî bir katkı sağlanmalıdır. Bu katkı doğrudan veya dolaylı olabilmektedir.

* Yardımdan faydalanan tek bir firma olabileceği gibi, bir sanayi dalının tamamıda olabilir.

* Yardım alan firma doğrudan ekonomik alanda faaliyette bulunmasa bile, yardım almasıyla bağlantılı olabilecek herhangi bir ekonomik faaliyette bulunmalıdır.

 

            Bununla birlikte AB’de devlet yardımları Roma Anlaşması'nın 92. ve 94. maddeleri ile düzenlenmiş olup, 92. madde ile bir üye devlet tarafından veya devlet kaynakları aracılığıyla herhangi bir şekilde yapılan ve belirli teşebbüsleri veya malların üretimini kayırmak yoluyla rekabeti bozan veya bozmakla tehdit eden her türlü yardımın ortak pazarla bağdaşmadığı hükme bağlanmıştır.  Roma Antlaşması’nın 93.maddesi;

* Düşük yaşam standardı ve işsizliğin olduğu bölgelere,

* Ortak Topluluk çıkarlarını gözeten projelere,

* Bir üye ülkenin karşılaştığı ciddi bir ekonomik sorunun giderilmesi amacıyla,

* Belirli ekonomik faaliyetlere veya bunların gerçekleştirildiği bölgelere

* Sağlanacak yardımlar dışında, üye ülkeler tarafından verilecek tüm yardımları ortak pazar ilkeleri ile bağdaşmadığı gerekçesiyle yasaklamaktadır.[30] Söz konusu maddenin içeriğinden de anlaşıldığı üzere AB özellikle devlet yardımları konusunda oldukça hassas davranmaktadır.

 

            İşte bundan dolayıdır ki, AT antlaşması ilke olarak rekabeti bozan veya bozmakla tehdit eden her türlü devlet yardımını üye ülkeler arasındaki ticareti etkilediği ölçüde yasaklamıştır [31] AB’nin bu konudaki görüşü Komisyon çalışmalarında aynen böyle ifade edilmiştir: “Topluluk içi rekabeti bozan devlet yardımları, Antlaşma ile yasaklanmıştır”.[32]

 

            Fakat devlet yardımlarını tamamen yasaklamak mümkün değildir. Çünkü Antlaşmanın 2.maddesi “tüm toplulukta ekonomik faaliyetlerin dengeli ve uyumlu gelişmesini teşvik etmek” Topluluğun görevlerinden biri olarak ifade edilmiştir. İşte bu tür görevlerin yerine getirilebilmesi için, bazı durumlarda devlet müdahalesine ihtiyaç duyulmuştur.[33]

 

            Ama burada AB, bu konuyla ilgili olarak birkaç muafiyet tüzüğü çıkarmıştır. Dolayısıyla bu muafiyet tüzükleri doğrultusunda özellikle KOBİ’lere yapılan yardımlar, eğitim konusundaki desteklemeler ve “de minimis”[34] kapsamına giren yardımlar muafiyete tâbi tutulmuştur. Bundan dolayıdır ki AB, KOBİ’lerin arsa, bina ve ekipman gibi gayrimenkul yatırımları ile dışarıdan alına danışmanlık hizmetleri, fuar veya sergilere ilk katılımları için yapacakları masrafları karşılayacak yardımlara izin vermektedir.[35]

 

            Eğitim yardımları, belirli ekonomik faaliyetlerin ve geri kalmış bölgelerin gelişmesine, uzun dönemli işsizliğin azaltılmasına yönelik, Ortak Pazar ile uyumlu yardımlardır. İzin verilen yardım yoğunluğu ölçütleri, yardımın genel veya özel olması, yani çalışanın pozisyonunu etkileyerek işletmeye doğrudan veya dolaylı katkı sağlaması ve büyük işletme ve küçük işletme ayrımına dayanmaktadır.[36] Bütün bu devlet yardımlarına paralel olarak özellikle son yıllarda AB’nin devlet yardımları politikasında KOBİ’lere yönelik bir kaymanın söz konusu olduğunu ve genel olarak yardım miktarlarında da bir azalışın görüldüğünü söylemek mümkündür.

 

            Nitekim Üye Devletlerin yardımları 1990’lara kadar artış göstermiş, 1997 yılından bu yana azalmıştır. Devlet yardımlarının toplam GSYIH oranı 1990’da % 1.74’den 2001 yılında % 0.99’a düşmüştür.[37]

 

 

2.2.1. De Minimis Kuralı (İhmal Edilebilir Yardım)

            Devlet yardımları konusunda özel bir öneme sahip olan ve bir çeşit yardım muafiyeti olarak da görülen de minimis kuralı; “rekabet üzerindeki etkisi hissedilecek kadar olmayan çok küçük işletmeler arasındaki anlaşmaların yasaklama dışında tutulması”[38] olarak tanımlanmaktadır.

 

            İhmal edilebilir yardım kuralı (de minimis), Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT) anlaşması kapsamındaki sektörlere yani kömür ve çelik sektörlerine, taşımacılık sektörüne, tarım ürünlerinin üretimine, işlenmesine, pazarlanmasına ve balıkçılık ürünlerine yönelik yardımlara uygulanmaz. Ayrıca de minimis kuralı, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması ışığında ihracata yönelik yardımlar ile yerli malın ithal mala tercih edilmesine hizmet eden yardımlara uygulanmaz. İhraç edilen miktara bağlı ihracat performansına dayanan yardımlar (mesela bizim sistemimizdeki vergi, resim, harç istisnası) bu bağlamda de minimis yardımından yararlanamayacak konular arasında değerlendirilmelidir.[39]

 

            De minimis yardımlarına ilişkin 1860/2004 sayılı Tüzükte; fiyat veya piyasaya sürülecek mal miktarı üzerinden yada ihracata yönelik hesaplanan ve ithal ikameci yardımlar kapsam dışı bırakılmıştır.Tüzüğe göre bir işletmeye üç yıl boyunca verilen yardımlar net 3000 Euro’nun altında ise muafiyet kapsamında yer almakta ve Komisyona bildirilmemektedir. Burada yapılan yardımın türü veya amacı önemli değildir.[40]

 

            31 Aralık 2006’da geçerliliği sona erecek olan de minimis tüzüğü [41]  gereğince küçük çaplı devlet yardımlarının rekabeti olumsuz yönde etkilemeyeceğine vurgu yapılmaktadır. Ayrıca söz konusu kuralın uygulanacağı yardımların da bazı temel özellikler veya kriterler taşıması gerekir.

 

            Dolayısıyla, verilen yardımın,yukarıda da değinildiği gibi “nakit hibe eşdeğerli” tavanı 3 yıllık bir dönem için toplam 100.000 Euro’dur. (Bu 3 yıllık dönem hareketli bir yapıdadır yani verilen her yardımda süre yeniden başlar). Bu nedenleri verilen yardımın de minimis kuralından yararlanabilmesi için geçmiş 3 yıllık sürede verilen yardımların belirlenmesi gereklidir. Yardım tavanı, ne şekilde ve ne amaçla verilmiş olursa olsun, verilen her yardımın toplamını içerir. Yani yardımı alan kişinin Komisyon tarafından onaylanmış başka bir yardım projesi kapsamında aldığı yardım da 100.000 Euro’luk sınıra dahil edilmelidir.[42]

 

 

2.2.2. Türkiye’de Devlet Yardımları

            Türkiye’de bilindiği gibi 1980’den önce ithal ikameye dayalı politikalar uygulandığı için yapılan teşvikler de o yönde olmuştur. Ama 1980’den sonra benimsenen liberal politikalarla dışa açılma sağlanmış ve böylece ihracat teşvikleri ön plana çıkmıştır.

 

            Özellikle 1990’lı yıllarda AB ile Gümrük birliği anlaşması çerçevesinde teşvik sisteminin Avrupa Birliğiyle uyumlaştırılması zorunluluğu ve teşvik edilecek yatırımların uzun dönemde uluslar arası pazarlarda rekabet edebilecek yapıda olmaları dikkate alınarak nakit krediler önemli ölçüde kaldırılmış ve bölgesel teşvikler ve vergisel teşvikler verilmeye başlanmıştır. Bu süreçte ihracata yapılan devlet yardımlarının temel amacı ise KOBİ’ler başta olmak üzere, ihracatçılarımızın ihracata yönelik faaliyetlerini, gerek üretim gerekse pazarlama aşamalarında destekleyerek, uluslar arası pazarlarda karşılaştıkları sorunların giderilmesine ve böylece rekabet gücü kazanmalarına yardımcı olmaktır.[43] Tablo 1’de görüldüğü gibi KOBİ’ler ülkemizde farklı kurumlar tarafından değişik sınıflandırmalara tâbi tutulmaktadır:

 

 

Tablo 1: KOBİ’lere yönelik Devlet Yardımları

Teşvik sağlayan kurumlar

İstihdam (kişi)

 

Sabit Yatırım

Diğer Kriterler

Mikro

Küçük

Orta

KOSGEB

---

≤50

≤150

---

İmalat Sanayi İçin

Hazine Müsteşarlığı

<10

<50

≤250

≤950.000 YTL

Büyük işletmelere ait sermaye oranı ≤%25

Halk Bankası

≤250

---

---

≤600.000 YTL

Üretim ve onarım faaliyetinde bulunanlar için

Kaynak: Uysal, Avrupa Birliği ve Türkiye’de Devlet Yardımları, s.83.

 

 

            Türkiye ayrıca, gelişmekte olan bir ülke olarak, devlet yardımı politikalarını, gümrük birliği bağıyla kendisinden daha gelişmiş bir ekonominin ihtiyaçlarına göre dizayn edilmiş politikalara endekslemiş durumdadır.[44]

 

            İşte bütün bu amaçlar doğrultusunda “Türkiye teşvik sistemini değiştirerek devlet yardımı ve sübvansiyonları Avrupa Birliğine uyumlu hale getirmiştir”.[45] Ama gelinen noktada Türkiye’nin özellikle bu devlet yardımları konusunda mevzuata uyum açısından birçok eksikliğinin olduğu dile getirilmektedir. Konuyla ilgili olarak AB raporlarına bakıldığında Türkiye’de özellikle TEKEL gibi kamu kuruluşlarının devlet tarafından hala büyük ölçüde desteklendiği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda  1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 42.maddesinde, şu hüküm yer almaktadır: “Türkiye, ticari nitelikteki Devlet tekellerini Ortaklık Konseyi'nin saptadığı koşullara ve takvime uygun biçimde aşamalı olarak uyarlayarak bu Karar'ın yürürlüğe girdiği tarihi izleyen ikinci yılın sonundan itibaren malların temini ve pazarlanması bakımından Üye Devletler uyrukları ile Türkiye uyrukları arasında hiçbir ayırım gözetilmemesini sağlar”.[46]

 

            Bu madde ile doğrudan atıfta bulunulmamakla birlikte, Türkiye’nin Antlaşmanın 31.maddesindeki esaslar çerçevesinde bir düzenleme yapması öngörülmektedir. Daha sonra yayımlanan bazı AB belgelerinden anlaşıldığı üzere, Ortaklık Konseyi Kararı’nın bu maddesi ile esas itibariyle TEKEL İdaresi’nin hedef alındığı anlaşılmaktadır.[47] Komisyonun hazırladığı 8 Kasım 2000 İlerleme Raporunun “Rekabet Politikası” bölümünde de TEKEL idaresinin durumunun endişe verici olduğuna dikkat çekilmiştir. Söz konusu raporda konuyla ilgili olarak şu hususlara da yer verilmiştir[48]:

 

            “Tekellerin uyumlaştırılması ile ilgili olarak önemli güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Özellikle alkol ve tütün üzerindeki devlet tekeline ilişkin olarak bu yıl hiçbir gelişmenin sağlanamaması üzüntü vericidir. Bu meseleyi çözmek için Topluluk tarafından yapılan çok sayıdaki girişime rağmen, Gümrük Birliği Kararı’nda uyumlaştırma için öngörülen geçiş dönemi 1 Ocak 1998 tarihinde, bu alanda herhangi bir gelişme sağlanmaksızın sona ermiştir.”

 

            Bununla birlikte Türkiye’nin devlet yardımları konusundaki son durumu ve mevzuata uyumu konusunda AT Komisyonunun 2004 Raporunda, Rekabet bölümünün sonuç kısmında şu ifadeler kullanılmıştır: “Anti-tröst alanında müktesebat uyumu oldukça ileri seviyededir. Ancak, devlet yardımları çerçeve kanunu kabul edilmemiştir ve bu nedenle AT Antlaşmasının devlet yardımlarına ilişkin kurallarına uyum söz konusu değildir. Türkiye, acilen, AT devlet yardımları kuralları ile uyumlu bir devlet yardımları izleme mevzuatı kabul etmeli ve işlevsel olarak bağımsız bir devlet yardımları izleme otoritesi kurmalıdır.”[49]

 

            Öte yandan devlet yardımlarının kontrol edilebilirliği noktasında da mevzuata uyumun hayli zor olduğunu ve durumun mevcut şekliyle devam etmesi halinde epey sıkıntılar yaşayacağımızı söylemek mümkündür. Burada asıl üzerinde durulan konu, yapılan yardımların belli bir denetim mekanizmasından geçmemesidir. Avrupa komisyonu tarafından Türkiye’nin muhtemel Avrupa birliği üyeliğinin etkilerine ilişkin olarak hazırlanan bir raporun not kısmında konuyla ilgili olarak şu ifadeye yer verilmiştir:

 

            “Rekabet politikası alanında devlet yardımlarının kontrolü bakımından uyum oldukça sınırlı olup, devlet yardımları izleme otoritesi bulunmamaktadır.”[50] Bilindiği gibi Türkiye, Topluluk kriterlerine uygun, etkin bir devlet yardımı kontrolünü sağlamak üzere, Devlet Yardımları İzleme Otoritesinin kurulmasını, AB müktesebatına uyum bağlamında benimsemiş, ancak uzun süredir hazırlanmakta olan bu yasadan sonuç alınamamıştır. Dolayısıyla böyle bir yapının henüz kurulmaması çelik firmalarımızı AB’ye yaptıkları ihracatlarda anti-damping soruşturmalarıyla çok sık karşı karşıya bırakmaktadır. Özellikle bu eksikliğe dikkat çeken AB yerel üreticileri, Türkiye çelik ihracatçılarını kolaylıkla, maliyetin altında satış yapmakla suçlayabilmektedirler. Onun için “Devlet Yardımlarının İzlenmesi” ile ilgili otoritenin biran önce kurulması, genelde Türkiye sanayisi için, özelde ise korunma tedbirleri soruşturmalarına maruz kalan çelik üretici firmalarımız için büyük önem taşımaktadır.[51]

 

            Bu bağlamda devlet yardımları konusunda AB mevzuatına uyum ile ilgili olarak uzun vadede yaşanacak temel sıkıntılardan bazılarının demir çelik sektörü ile ilgili çevre ve sosyal politikalar olacağını söylemek mümkündür. Nitekim bu konunun AB mevzuatına uyumda çeşitli güçlükler oluşturabileceği ve ilave maliyetler çıkaracağı genelde kabul gören bir düşüncedir.

 

            Bütün bu gelişmelere paralel olarak 1996 yılında Türkiye ile imzalanan AKÇT Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye’nin, rekabet alanında AB pazarının gereklerine uymak amacıyla, birtakım istisnaları ile birlikte, çelik sektörüne devlet yardımlarının kısıtlanmasını öngörmüştür. Ama 2001 yılında bu sürenin dolmasından sonra çelik sektörünün aldığı yardımlar, AB devlet yadımları mevzuatına aykırı bulunmuş ve çelik sektörünün geleceğinde bu konunun belirlenmesi ile ilgili görüşmeler başlatılmıştır.[52] AB’nin özellikle çelik sektörüyle ilgili olarak deyim yerindeyse meselenin bu kadar üstünde durmasının sebebi elbette ki küresel ölçekte önem kazanan ham çelik üretimidir. Tablo 2’de de görüldüğü gibi çelik sektöründeki üretim hacmi, yıllar itibariyle önemli bir artış eğilimine girmiştir. Dolayısıyla hem Türkiye hem de genişleyen AB, bu konun üzerinde önemle durmaktadır. İşte bu sebepten dolayı çelik sektörünün devlet yardımlarıyla desteklenmesi konusu hayli önem kazanmıştır ve AB zaman zaman yayınladığı raporlarla bu konuda sıkı bir denetim mekanizmasının gerekliliğine vurgu yapmaktadır.

 

 

Tablo 2: Dünyadaki Küresel Çelik Üretimi (1995–2004)

Kaynak: 2004 Yılı Çelik Sektöründe Küresel Gelişmeler, 2004 Raporu, s.5,

http://www.immib.org.tr/duyurular/2004_dem_rapor.pdf, 09.12.2005.

 

 

            Konuyla ilgili olarak 2004 yılında yayınlan bir raporda “Türkiye Üretimindeki Artış, 2004 Yılında da Sürdü” başlığıyla ülkemizdeki çelik üretimine dikkat çekilirken hemen arkasından “Genişleyen Avrupa Birliği Daha Çok Üretiyor” başlığıyla da AB çelik üretimine yer verilmiştir. Bununla birlikte düzenli olarak her yıl yayınlanan ve AB kriterlerine uyum yönünde kaydedilen gelişmeleri ve eksiklikleri ortaya koyan ilerleme raporlarında özellikle son yıllarda sözü edilen çelik konusuna ve bu yöndeki devlet yardımlarına ayrı bir yer verilmektedir. Mesela 2005 yılı İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi’nde AB Müktesebatına Uyum Konusundaki Saptamalarda[53] konuyla ilgili olarak Türkiye açısından önemli tespitlere yer verilmiştir. Öncelikle Katılım Ortaklığı Belgesi’nin “Orta Vade” kısmında şöyle bir ifade yer almaktadır:

 

            “Tekeller ile özel ve münhasır haklara sahip teşebbüslere özel önem verilerek, anti-tröst ve devlet yardımları alanlarındaki uygulamanın güçlendirilmesi; çelik sektörünün kabul edilecek kapsamlı bir sektörel program dahilinde yeniden yapılandırılmasının takibi; Anti-tröst ve devlet yardımları kurallarına ilişkin bilgi sunumunun, tüm piyasa aktörleri ve tevsik verenler nezdinde artırılması".

 

            İlerleme raporunun konuyla ilgili olarak yani ilerlemenin sağlanıp sağlanmadığına dair saptaması ise şu yönde olmuştur: Devlet yardımlarının denetiminden sorumlu bağımsız bir otoritenin kurulması; özellikle çelik sektörüne verilen devlet yardımlarında AB’ye uyumda ilerleme yoktur. Yine aynı raporda Anti tröst ve şirket birleşmeleri konularında uyum ve uygulama; özellikle Rekabet Kurumu’nun özelleştirme sürecindeki çalışmalarıyla ilgili olarak ilerlemenin sağlandığına yer verilirken devlet tekelleri ve münhasır haklara sahip firmalar konusunda mevzuata uyumda sınırlı bir ilerlemenin olduğuna dikkat çekilmiştir.

 

 

SONUÇ VE ÖNERİLER

            Genel olarak bakıldığında AB’nin rekabet politikası temelde, Avrupalı yurttaşların yaşamlarında çok boyutlu bir etki meydana getirmiştir. Pratikleri bağlamında ele alındığında söz konusu etkinin olumlu bir nitelik taşıdığını söylemek mümkündür. Rekabet politikası çerçevesinde uygulama alanı bulan politikalar, piyasa mekanizması içinde istikrarlı bir yapılanmayla birlikte etkin bir rekabetin sağlanmasına hizmet etmektedir. Bu bağlamda rekabetçi yapının oluşması için düzgün işleyen bir piyasa sistemine her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır. Zira rekabet politikası ancak böyle bir yapılanma ile temel amaçlarını gerçekleştirebilir.

 

            Öte yandan AB rekabet politikasına uyum konusunda ülkemizin attığı adımlara bakmak için sadece son 10–15 yıllık bir tarihe bakmak yeterlidir. Çünkü Türkiye ciddi anlamda ilk yasal düzenlemelerini 1995’ten sonra yapmıştır. Ama buna rağmen devlet yardımları konusundaki uygulamaların veya politikaların AB’ye uyum konusunda yeterli görülmediği anlaşılmaktadır. Nitekim AT Komisyonunun 2004 Raporunda konuyla ilgili olarak şu sonuçlara yer verilmiştir:

 

            Anti-tröst alanında müktesebat uyumu oldukça ileri seviyededir. Ancak, devlet yardımları çerçeve kanunu kabul edilmemiştir ve bu nedenle AT Antlaşmasının devlet yardımlarına ilişkin kurallarına uyum söz konusu değildir. Türkiye, acilen, AT devlet yardımları kuralları ile uyumlu bir devlet yardımları izleme mevzuatı kabul etmeli ve işlevsel olarak bağımsız bir devlet yardımları izleme otoritesi kurmalıdır.

 

            Bununla birlikte Türkiye mevzuatında devlet yardımları konusunda birtakım değişiklik ve yeniliğin yapılması gerekir. Birer öneri olarak da değerlendirebilen bu değişiklik ve yenilikler, AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programında, (2001–2003) [54] şu şekilde yer almıştır:

 

            "Devlet yardımı uygulamalarıyla ilgili mevzuatta yapılması gerekenler konusu iki ayrı bölüm olarak ele alınmalıdır. Devlet yardımları uygulamasının birden çok bağımsız birim tarafından yürütülmesi dolayısıyla uygulama mevzuatı da ayrı ayrı çıkartılmaktadır. Bu nedenle, aynı konuda destekler içeren değişik mevzuatın bir araya getirilmesi ve yardım politikalarının birbirine uyumlu ve tamamlayıcı mahiyette olması gerekmektedir.

 

            Konuyla ilgili bir diğer husus ise, mevcut durum itibarıyla uygulanan teşvik mevzuatının uluslararası anlaşmalarda ve AB mevzuatında yer alan rekabet ve devlet yardımları kıstaslarına genel olarak aykırı olmadığı düşünülmekle birlikte, uygulamaların ve sistemin tümünün AB’nin yukarıda belirtilen NUTs esasına dayalı bölgesel mevzuatı zeminine oturtulması zorunludur. Kaldı ki, bu sistemin yerleştirilmesi sadece devlet yardımları uygulamaları için değil, ilerde Topluluk bütçesinden alınacak fonlar için de gereklidir. Dolayısıyla, bölgesel yapının yansıra, sektörel uygulamalar, ihmal edilebilir devlet yardımları "de minimis kuralı" yanında KOBİ’lere yönelik uygulamalar ile sosyal amaçlı uygulamaların AB Müktesebatında yer alan sistematik çerçevesinde yeniden ele alınması gerekmektedir.”

 

            Bu bağlamda ihracat performansına dayalı ve yerli mal kullanımına bağlı olarak uygulanan devlet yardımlarında çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Böylece AB ile Gümrük Birliği ilişkisinin bir gereği olarak mevzuatta yapılan diğer değişiklikler sonucunda devlet yardımları sisteminde yeni düzenlemeler yapılmış ve bazı yardım türlerinin uygulanmasına son verilmiştir. Bu gelişmelerin sonrasında özellikle “yatay yardımlar” olarak adlandırılan yardım türlerine büyük önem verilmiştir.

 

            Öte yandan Türkiye’deki çelik sektörünün yeniden yapılandırılması açısından büyük önem taşıyan İsdemir'in özelleştirilmesi projesi, çeşitli zorluklar nedeniyle gerçekleştirilememiş olup, Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 8 Şubat 2001 tarihli Kararıyla, yassı ürün üretir hale getirilmesi şartıyla Erdemir'e devri yoluyla özelleştirilmesine karar verilmiştir. Erdemir'in, İsdemir'in yeniden yapılandırılması için 700 Milyon $'lık bir harcama yapması öngörülmektedir.[55] Bu bağlamda, gerek İsdemir’in yeniden yapılandırılması gerekse diğer dönüşüm projelerine yönelik devlet desteğinin sağlanması amacıyla AKÇT-Türkiye Serbest Ticaret Anlaşması'nın yeniden yapılanma veya dönüşüm amaçlı Devlet yardımı uygulamalarına ilişkin olarak beş yıl süreyle devlet yardımı uygulamalarına imkan sağlayan, ancak bu süre içerisinde gerekli yatırımlar gerçekleştirilemeden Ağustos 2001 tarihinde süresi dolan 8. maddesinin süresinin uzatılması gerekir.

 

            Genel olarak bakıldığında devlet yardımları konusunda AB müktesebatına uyumunun sağlanması halinde malî disiplinin arttırılacağı ve bu yolla ekonomik faydanın sağlanacağını söylemek mümkündür. Ayrıca devlet yardımlarıyla ilgili yükümlülüklerimizi eğer yerine getirirsek, AB’nin Türkiye’ye herhangi bir anti-damping ve anti sübvansiyon soruşturması açması önlenecektir. Bununla birlikte devlet yardımları kurallarına uyulması halinde AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği ilişkileri de sağlam bir zemine oturtulmuş olacaktır.

 

            Çünkü bilindiği üzere Gümrük Birliği Kararı’nın 39. Maddesi, Türkiye’nin “Gümrük Birliği ile amaçlanan ekonomik bütünleşmeyi gerçekleştirmek amacıyla, rekabet kurallarıyla ilgili mevzuatının Avrupa Topluluğu mevzuatıyla bağdaştırılmasını ve etkili biçimde uygulanmasını sağlayacağını” belirtmektedir. Öte yandan Türkiye, Devlet yardımları alanında AT ikincil mevzuatını da üstlenmek durumundadır.

 

            Sonuç olarak Devlet yardımları alanında şeffaf bir yapının sağlanması ve bu yöndeki çalışmaların etkin bir biçimde gerçekleştirilebilmesi için kurumsal anlamda desteklenmesine ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacın karşılanması AB Müktesebatına uyum konusunda gerek hukukî yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerekse ekonomik anlamda iç ve dış rekabet açısından hayli önemli katkılar sağlayacaktır.

 

 

* Deniz Özyakışır

Kafkas, İktisat, Lisansüstü Programı.

dozyakisir@gmail.com

http://www.akademiktisat.net

** Alfa Aktüel Yayıncılık, “Avrupa Birliği Ortak Rekabet Politikası Çerçevesinde Rekabet ve Devlet Yardımları: Türkiye Açısından Değerlendirme ve Mevzuat Uyumu”, Avrupa Yolunda Türkiye – Müzakere Sürecinin Ekonomi Politiği, Editör: Mehmet Dikkaya, Bursa, 2006, s.259-278.

 

 

 



DİPNOT - REFERANS

[1] Rıdvan Karluk, Avrupa Birliği ve Türkiye, Beta Yay., 7.Baskı, İstanbul, 2003, s.432.

[2] Karluk, a.g.e. s.432.

[3] “Ortak Rekabet Politikası”, DTM, http://www.dtm.gov.tr/ab/AB%20Sayfasi/ortkREK.htm    10.11.2005

[4]  Avrupa Birliğinin Rekabet Politikası, İKV, http://www.ikv.org.tr/pdfs/9d1e7701.pdf  13.11.2005

[5] Coşkun C.Aktan & İstiklal Y. Vural, “Rekabet Politikası:Ülke Uygulamaları” http://www.canaktan.org/hukuk/rekabet-hukuk/ulke-uygula.htm   10.11.2005

[6] Gamze A. Öz, Avrupa Topluluğu ve Türk Rekabet Hukukunda Hakim Durumun Kötüye Kullanılması, Rekabet Kurumu Yay., Ankara, Ekim 2000, s.51.

[7] Emin Ertürk, Uluslararası İktisadî Birleşmeler, Geliştirilmiş 3.Baskı, Vipaş Yay., Bursa, 2002, s.257-258.

[8] DTM, a.g.m.

[9] “Rekabet Politikası”, Telekomünikasyon Kurumu,  Sektörel Araştırma ve Stratejiler Dairesi Başkanlığı, Nisan 2003, s.7. http://www.telkoder.org.tr/2-report/TK-RPR.pdf   16.11.2005

[10] İ.Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku, Ekin Kitabevi, Bursa, Genişletilmiş 2. Basım, 2001, s.6.

[11] İKV, a.g.m. s.3.

[12] İzak Atiyas, “Rekabet Politikasının İktisadî Temelleri Üzerine Düşünceler”, Rekabet Dergisi, Sayı:1, Ocak-Şubat-Mart 2000, s.31.

[13] Sinan Ülgen, “Devletin rant dağıtma dönemi sona eriyor” Milliyet,   08 Ekim 2005,  http://www.milliyet.com.tr/2005/10/08/ekonomi/eko04.html    13/11/2005

[14] Devrim Yağmur, “Rekabet Politikası Ve Antidamping Politikası” (Ekonomik Bütünleşmeler ve Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri Açısından) DTM, http://www.dtm.gov.tr/ead/DTDERGI/ocak98/rekabet.htm  10.11.2005

[15] Halil Seyidoğlu, Uluslararası İktisat, Güzem Yayınları. İstanbul, 2004, s.185.

[16] Karluk, a.g.e. s.440.

[17] Konsey Kararı için bkz. http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/okkkarar1_95_turk?OpenPage  10.11.2005

[18] “Türkiye’nin Dampingli Veya Sübvansiyonlu İthalata İlişkin Mevzuatı Ve Uygulamaları Hakkında Not”,  DTM , http://www.dtm.gov.tr/ITHALAT/damping/Dampnot.htm  23.11.2005

[19] “Türkiye-AT Mevzuat Uyumu Sürekli Özel İhtisas Komisyonu Raporları”, DPT Özel İhtisas Komisyonları, Cilt 2: Dış ticaret ve Gümrük Alt Komisyonu, Ankara, Kasım 1995, s.51.

[20] DPT Özel İhtisas Komisyonları, a.g.e. s.44.

[21] Rifat Hisarcıklıoğlu, “234 bin şirketin uyum sorunu var”, Radikal, 23 Kasım 2005  http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=170850 08.12.2005.

[22] Ertürk, a.g.e. s.291.

[23] Türkiye’nin Katılım Yönünde İlerlemesi Üzerine 2000 Düzenli Raporu,  AT Komisyonu

[24] Söz konusu Raporun sonuç bölümünde, konuyla ilgili olarak şu ifadeye yer verilmiştir: “Türkiye, ekonomideki en acil dengesizlikleri ele alma konusunda önemli ilerleme kaydetmiştir, fakat işleyen bir piyasa ekonomisi gerçekleştirme süreci tamamlanmış değildir. Türk ekonomisinin önemli kesimleri, daha şimdiden AT ile gümrük birliği içinde rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile başa çıkma yeteneğindedir.” (s.74) Konuyla ilgili daha fazla bilgi için raporun tamamı;  http://www.abmankara.gov.tr/ab/duzenlirapor00.pdf 

[25] Ömür Demir, “Dünya Ticaret Örgütü'nün Yeni Çalışma Konusu; Ticaret ve Rekabet Politikaları Arasındaki İlişki”, DTM,  http://www.dtm.gov.tr/ead/DTDERGI/nisan98/dnyat.htm  05.11.2005

[26] Fatih Leblebici, “Devlet Yardımları Uygulamasının Maliyetleri ve Ekonomik Göstergelerle Mukayesesi”, DPT Yayınları, Yayın No DPT:2663, Ankara, Aralık 2002, s.3.

[27] Mehmet A. Söğüt, Avrupa Birliğinde Devlet Yardımları ve İmalat Sanayinde Uygulamaları, KOSGEB, Ankara, Ocak 2001, s.4.

[28] Hansjörg Kretschmer, “Açılış Konuşmaları”, AB’ye Tam Üyelik Sürecinde Yatırım Ortamının İyileştirilmesi ve Rekabet Politikası Sempozyumu, 4–5 Mart 2004, İstanbul, http://www.rekabet.gov.tr/word/sempozyum/internet45martsempozyumu.pdf    19.11.2005

[29] Taylan Uysal, Avrupa Birliği ve Türkiye’de Devlet Yardımları, İKV Yay. Yayın no:187, İstanbul, Ağustos 2005, s.11.

[30]  DTM, “Ortak Rekabet Politikası”, http://www.dtm.gov.tr/ab/AB%20Sayfasi/ortkREK.htm 20.11.2005

[31] Ercüment Tezcan, “Avrupa Birliği Hukukunda Devlet Yardımları: Yeni Düzenlemelere Ve İçtihada

İlişkin Değerlendirmeler”, Rekabet Dergisi, Sayı:3, Temmuz-Ağustos-Eylül 2000, s.28.

[32] Avrupa Komisyonu, “Avrupa’da Rekabet Politikası ve Yurttaşlar”, Lüksemburg: Avrupa Topluluğu Resmî Yayınları Bürosu, 2002, s.29. Konuyla ilgili daha fazla bilgi için; http://europa.eu.int/comm/competition/publications/competition_policy_and_the_citizen/brochure_tr.pdf  18.11.2005

[33] Uysal, a.g.e., s.15-16.

[34] De minimis: AT Komisyonu tarafından kabul edilen 3.Tüzük olan “de minimis” tüzüğü kapsamında bir işletmeye, üç yıllık bir dönemde yapılacak 100.000 Euro’dan daha az miktardaki yardımların, devlet yardımları kapsamın alınmayacağı hükme bağlanmıştır.”De minimis” ilkesi uyarınca, belirli bir seviyenin altındaki yardımların rekabeti bozmadığı ve üye ülkeler arasındaki ticareti olumsuz etkilemediği kabul edilmektedir.

[35] Uysal, a.g.e., s.25.

[36] Şükrü Erdem, “Eğitim Yardımları”,  Avrupa Birliğinde Devlet Yardımları ve Türkiye’nin Uyumu, Akdeniz Ünv., Akdeniz Ülkeleri Ekonomik Araştırmalar Merkezi, Antalya, 2004, s.25.

[37] Erdem, a,g.e., s.17.

[38] Aslan, a.g.e. s.99.

[39] Demir A.Şahin, “İhmal Edilebilir Yardım (De Minimis) Kuralı”, Avrupa Birliğinde Devlet Yardımları Kurallarını Belirleyen Çerçeve ve İlke Kararları, Hazine Müsteşarlığı Teşv. ve Uyg.Gen.Müd. Ankara, Temmuz 2003, s.19. Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için; http://www.aib.org.tr/duyuru/abmevzuat.htm

[40] Uysal, a.g.e., s.55.

[41] Şahin, a.g.m. s.20.; Commision Regulation EC No:69/2001 of 13 January 2001, Official Journal No L 10, 13.01.2001, p.30

[42] Şahin, a.g.m. s.20.

[43] Leblebici, a.g.m. s.6.

[44] Tunay Köksal,“Avrupa Birliğine Tam Üyelik Sürecinde Türkiye’de Devlet Yardımlarının Hukukî Çerçevesi”, Rekabet Dergisi, Sayı:7, Temmuz-Ağustos-Eylül 2001, s.16.

[45] Orhan Morgil, “Ekonomik Açıdan Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri ve Gümrük Birliğinin İşleyişi” İşveren Dergisi, TİSK Yay., Sayı:4 Ocak 2003, http://www.tisk.org.tr/isveren_sayfa.asp?yazi_id=650&id=39    13/11/2005

[46]Konsey Kararına (42.Madde) bakmak için; http://www.gelirler.gov.tr/gelir2.nsf/okkkarar1_95_turk?OpenPage  10.11.2005

[47] Yavuz Ege, “Avrupa Birliği ve Türkiye’de Kamu Teşebbüsleri, Yasal Tekeller ve Rekabet”,  Rekabet Dergisi, Sayı:9, Ocak-Şubat-Mart, 2002, s.14.

[48] Gert B Verhellen, M.C.J., ve Tunay Köksal, Avrupa Birliğinin Rekabet Politikası ve Türkiye’nin Uyumu, Türkiye’nin Avrupa Birliğine Katılma Süreci, (Editör: Hürrem Cansevdi), İKV Yay. Kitap no:12, İstanbul, Nisan 2002, s.108.

[49] Türkiye’nin Katılım Yönünde İlerlemesi Hakkında 2004 Yılı Düzenli Raporu, AT Komisyonu, Brüksel, 6.10.2004, SEC(2004)1201, [COM(2004)656 final], (Gayrı Resmî Tercümedir), s.80. Raporun tamamı için; http://www.euturkey.org.tr/abportal/uploads/files/ilerleme_raporu_2004_tr.pdf

[50] DTM (Dış Ticaret Müsteşarlığı), AB Genel Müdürlüğü, Avrupa Komisyonu Tarafından Türkiye’nin Muhtemel Avrupa Birliği Üyeliğinin Etkilerine İlişkin Olarak Hazırlanan Rapor Hakkında Not, s.6. http://www.dtm.gov.tr/ab/SonGelismeler/ilerleme%20raporu/etki.doc , 07.12.2005.

[51] 2004 Yılı Çelik Sektöründe Küresel Gelişmeler, 2004 Raporu, s.35. http://www.immib.org.tr/duyurular/2004_dem_rapor.pdf  09.12.2005.

[52] 2004 Raporu, a.g.r. s.34.

[53] 2005 Yılı İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi’nde AB Müktesebatına Uyum Konusundaki Saptamalar, s.2.  http://www.ikv.org.tr/pdfs/2005ilerlemekobkarsilastirma.pdf  09.12.2005.

[54] AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı, (2001–2003), http://ekutup.dpt.gov.tr/ab/ulusalpr/  23.11.2005

[55] “Avrupa Birliği Çelik Sektöründe Yeniden Yapılanma Ve Devlet Yardımlarının Kontrolü”             http://www.dtm.gov.tr/ab/devyardemir-celik.htm  07.12.2005.

 

 

 

Sayfa Başı