Türev Kazançlar ve Global Finansal Kriz Dünya, 2007 yılının ilk yarısı itibariyle yeni bir kriz sürecine girmiş hâldedir. Yeni bin yılın ilk global nitelikli bu ekonomik krizinin, yerini ne zaman toparlanmaya bırakacağı henüz bilinmemektedir. Açıktır ki bu krize sebep olan temel faktörlerin başında üretimle doğrudan ilişkisi bulunmayan para, diğer tabiriyle sıcak para gelmektedir. Amacı direkt olarak bir üretim faaliyetini finanse etmek olmayan fakat faiz-döviz-borsa üçgeninde sadece paradan para kazanmayı hedef haline getirmiş olan bu dolaşım faaliyeti, ülkelerin belli ölçüde nimetlendikleri fakat esasında önemli ölçüde zarar gördükleri bir nakit akışıdır. Günümüz dünya ekonomik sisteminde herhangi bir ülke, sıcak paranın dolaşımına ilişkin tek başına düzenleme yapma imkânına sahip bulunmamaktadır. Bir ülke böyle bir teşebbüste bulunduğu takdirde, bu nitelikteki para sahibi kişilerin ve kurumların adeta hışmına uğramakta ve büyük oranda zarar görmektedir. Nitekim 1997 yılında, dolaylı sermayeye yönelik kısıtlamalara gitmek istediğinden dolayı Tayland piyasalarından kısa sürede önemli meblağda para çıkışı yaşanmış ve ülke ekonomisi felce uğramıştır. Aralarında Güney Kore, Malezya, Endonezya ve Filipinler'in yer aldığı bölge ülkelerinde de aynı süreç yaşanmıştır. Türkiye'de de ne zaman menkul kıymetlere yönelik vergi uygulaması gündeme gelse benzer hareketlenmeler yaşanmaktadır. Aynı şekilde Ekim 2008'de ABD merkezli dünya ekonomik kriziyle ilgili olarak G-8 ülkelerinin 'piyasaları düzeltme amaçlı çarelere başvurma' kararı almasının hemen ertesinde meydana gelen olumsuzluklar da bunu teyit etmektedir. Nitekim, birçok ülke borsasında önemli düşüşler, döviz kurlarında keskin çıkışlar meydana gelmiştir. Bu hareketler, sıcak paracıların verdiği mesajlar niteliğinde olup, sanki 'bize müdahale etmeye kalkmayın, cevabımız fena olur' demektedirler. Bu sebeple dolaylı sermayecilere karşı global tedbirlerin alınması kaçınılmaz bir hal almıştır. Bir ülke, entegre olmuş günümüz dünya ekonomik sisteminde, dolaylı sermaye ile ilgili tek başına düzenleyici bir tavır sergileyemediğine göre, toplu halde birtakım tedbirlerin alınması gerekmektedir. Bu amaçla BM nezdinde veya IMF-Dünya Bankası çatısı altında veya uluslararası nitelikli yeni bir kuruluşun tesisi ile dolaylı sermayenin hareketine ilişkin bazı ölçüler tespit edilmelidir. Fakat tespit edilen bu kurallara her ülke harfiyyen riayet etmelidir. Aksi hâlde sonuç, Bretton Woods sistemininkinden farklı olmayacaktır. G-20 ülkeleri Kasım 2008'de bir araya gelerek finansal piyasalara ve dünya ekonomisine ilişkin birtakım tedbirler alındığını ilan ettiler. Fakat daha fazla başarı için, diğer tüm gelişmekte olan ülkelerin de global ekonomik meselelerle alakalı karar vericiler havuzuna dahil edilmeleri gerekmektedir. Gerekli tedbirlerin alınması halinde, mevcut global finansal kriz düşük bir maliyetle atlatılmış olacaktır. Bu çerçevede alınacak tedbirlerden biri türev yatırım araçlarına getirilecek sınırlama olabilir. Özellikle üretimle doğrudan ilgisi olmayan bütün türev finansal yatırım araçları ile ilgili böyle bir karar alınabilir. Mesela ipoteğe dayalı gayri menkul kredi sistemi olan ve müşteriler-bankalar arasındaki konut-iş yeri dolayısıyla alacak-verecek ilişkisine dayalı "mortgage"ta çok sayıda türev yatırım aracı mevcuttur. Doğrudan üretimle ilgisi olmayan, fakat söz konusu alacak-verecek ilişkisi üzerine tesis edilmiş olan bu yeni yatırım araçları, son Mortgage Krizi'nde görüldüğü üzere meydana gelen en küçük olumsuzlukta hem bu araçları çıkaran kurumları hem de bunları alanları iflasa sürükleyebilmektedir. Üretimle bağlantısı olmadan sadece paradan para kazanma, yani hayali kârlar elde etme peşinde olan kişilerin ve kurumların hatta devletlerin dünyayı sürükleyeceği tek bir adres vardır, global ekonomik kriz ve çöküş… O halde başarı; alınacak tedbirlerin de global nitelikte olmasıyla ve istisnasız tüm ülkelerin bunlara katılımıyla elde edilebilecektir. |